Öyküde Yeni Bir Hayat Formu

Öyküde Yeni Bir Hayat Formu

Bir öykü neden okunur? Bir öyküden insana ne kalır?

Bir unutulmaz cümle, bir afili söz, etkili bir slogan,  bir aforizma mı? Olağanüstü bir betimleme, hiç duyulmamış bir bilgi,  ilk defa kullanılmış bir tasvir ya da şaşırtıcı bir imge mi?

Öykücünün bu yönde bir eğilimi ya da amacı var mıdır, olabilir mi?

Bazı öyküler okurun zihninde bıraktığı haz ya da tat dışında birtakım görüntü ve imajlara da aracılık eder, onların okurun imgeleminde canlanması ya da oraya yerleşmesine neden olabilir. Ama bu “kalıcılık” durumu yine de öykü okurunun öyküden beklediği izleri içkin değildir.

Öyleyse öykü okurunun öyküden beklentisi daha geniş, anlamlı ve önemli bir kapsamı haizdir.

Bu bir öykünün didaktik bir içeriğe sahip olmasını mı gerektirir peki? Hayatın içerisinden bir görüntü, bir iz, bir an sunarak okura yeni bir bilgi sunumu yapmasını mı? Yoksa amaç bir hayatı bir yönüyle ya da bütünüyle değiştirmek, ona yepyeni bir çizgi örmek, görülmemiş bir çerçeve çizmek fırsatını mı vermektir?

Yeni bir öykü bir “tanıklık durumu” mudur yoksa? Okurun ilk kez duyduğu, gördüğü bir duruma tanıklığını mı betimler?

Ya da yeni okunmuş bir öykü bütün bunların yanında başka hiçbir öğreticilik, kalıcılık, tanıklık vb. durumları olmadan sadece kısa süreli bir haz duyma biçimi midir?

Bunların hepsini öykü okumanın amaçlarından ya da nihai sonuçlarından birer gösterge olarak addedebiliriz. Ne var ki öyküyü yazdıran sebep ile öyküyü okuma sebebi arasında belirgin bir ayrım olduğu söylenebilir. Öyküyü yazdıran sebep yazarı hem kendi açısından hem okur açısından sorumlu kılar. Yazar, yazdığı öykü ile hem kendisine hem okura karşı sorumluluk almıştır. Okur ise ancak kendisine karşı sorumludur. Öyle olmasaydı bir yazar ve okur aynı öyküde asla bir araya gelemezdi. Ya bütün öykü yazarları birer öykü okuru olarak kalırdı ya da yazılan öyküleri yazarları dışında kimse okumazdı.

İş böyleyken öykünün okunması ile ilgili sorumuza geri dönmüş oluyoruz. Öykü yazma yazarın hem kendisine hem okura karşı sorumluluğunda olan bir eylem ise, peki öykü okurunun sorumluluğu sırf okumak mıdır, daha doğrusu okur bir öyküyü sırf kendisi için mi ve neden okur?

Her öykü yeni bir hayat formu, okurda olmayanın formudur. Okunmuş ve okunacak her öykü o formun değişmez, olmazsa olmaz bir parçasıdır. Okur her yeni öykü ile kendi hayat formu ve öykünün ona sunduğu form arasında yepyeni bir hayat formunu su yüzüne çıkarır. Bunu bilinçli ya da bilinçsiz, istemli ya da istemsiz yapsa da o yeni form okurun hayatında kendini canlı tutmayı başarır.

Bu nedenle okunmamış her öykü okurun el değmemiş, yıpratılmamış, olağanüstü ve çarpıcı hayat formuna düşülmüş bir eksi olarak kalacaktır. Okumadığımız her öyküde bu nedenle o yepyeni hayat formundan bir adım uzaklaşır, ama uzaklaştığımızın farkında olmadığımızdan kendimizi bir öykü okuru olarak görmeye devam ederiz.

Bir öyküden insana ne kalır sorusuna geri dönecek olursak gönül rahatlığı ile diyebiliriz ki bir öyküden insana o yepyeni hayat formu kalır. Bu form, içerisinde diyalektik biçimde pek çok olgu ve durumu barındırır. Hem de hiç tadılmamış ve tecrübe edilmemiş hâlleriyle…

 

Fatih Çodur

 

Paylaşınız:

Fatih Çodur

Fatih Çodur

1983 yılında, Erzurum’da doğdu. Atatürk Üniversitesi KKEF İngilizce Öğretmenliği Bölümünü tamamladı. 2008’den beri Antalya’da İngilizce Öğretmeni olarak çalışmakta. İlk şiiri Erzurum’da çıkan Çizgi dergisinde yayımlandı. Varlık, Kertenkele, Dergâh, Karayazı Edebiyat, Ayraç, Telgraf, Berfin Bahar, Yolcu, Ay Vakti gibi dergilerde şiir, öykü, eleştiri, şiir ve kitap tanıtım yazıları yayımlandı. Okumak Ayrıcalıktır, Poetik Haber ve İnceeleyen isimli edebiyat sitelerine katkıda bulundu. Lakin Yayınlarından 2014 Ekim’de “Yalnızlık Hariç Değil” isimli şiir-öykü, 2017 Şubat’ta “İniş Göğü”, 2018' de Yalnızlık Dahil isimli bir öykü kitapları yayınlandı. Lakin Yayınevi’nde editörlük yapmaktadır.

Diğer Yazıları

YORUMLAR

  1. Volkan Gemili
    13 Ağustos 2018 Pazartesi

    Değerli kardeşim. Aslında bakarsan yazını beğenmenin ötesinde başka da bir güzellik yaşattın bana. Denemenin biraz daha ötesinde teorik bir yazı olmuş. Bizim ülkede çok fazla olmayan, yapılmayan yazılmayan bir tarz. Daha çok öykücü ne yazmış, neyi anlatmış hangi sanatsal akımın eğiliminde vb. klişe soruları cevaplamanın ötesinde bir şey üretilmediği için bu yazının çok kıymetli olduğu düşüncesindeyim. Hani Virginia Wolfun Umberto Econun yahut Milan Kunderanın veya E. M. ForsterIn Niçin Yazıyorlar, Kitap Nasıl Okunur, Niçin Okuyorlar, Roman Sanatı tarzı kitaplarında olduğu gibi kuramsal bir şeyler sorgulanmış. Eeee, tabii işin mutfağında da olduğun için bu soruları kendine soruyor bir taraftan öykünün bütün oluşum aşamalarında da yer aldığın için aslında öykünün içini de deşiyorsun. Belki de Türkiyedeki en büyük eksiklik bu. Türrk öykücüler Avrupalı öykücüler, romancılar gibi kendi öykü anlayışlarını, düşüncelerini -poetikalarını- yazmıyorlar. Yukarıda saydığım Avrupalı birçok sanatkar öykülerini romanlarını yazarken bir taraftan da yaratım sancısı ve okuma eylemi/edimi konusunda da kafa yoruyor, bir nevi sanatlarında gidecekleri yönü tayin ediyorlar. Bence bu tarz kafanı allak bulak eden her konuyu yazmalı hatta bu konuda -benim nacizane fikrim- mutlaka deneme ve kuramsal metinlerini kitaplaştırmalısın. Bizler için de fikir açıcı olur. Bu tarzda Ömer Lekesiz gibi birkaç ismini saymaya deymeyecek adam bir şeyler yapıyor ama bence çok yetersiz. Yazına gelince çok kurcalamaya gerek yok. Sadece eleştirebileceğim şu nokta var. Ben de şöyle bir his oluştu. Hayat formu terimin. Bu terimi biraz açmak gerekiyor gibi. Yahut hayat formu terimi yerine aslında anlatmak istediğini karşılayacak daha geniş kapsamlı bir terim bulunmalı gibi. Bana hayat formu yetersiz gibi geldi. Hayat formu sadece yaşanmışlık, öykünün yansıttığı gibi hissettiriyor bana. Öyküdeki kişilerin yaşadığı şeyler gibi. Aslında sen öykülerde oluşan hayat formundan kasdettiğin yaşanmışlık, deneyim, deneyim sonu çıkarılan ders, düşünce, varoluş sorunsalı, insanın dünya içindeki yeri, ideoloji yani öykünün aslında okura sunduğu -tabii okurun anlayabildiği kadarıyla- bütün her şey... Öyle bir terim bulmalısın ki bence daha kapsayıcı ve bütünleyici olmalı. Nacizane fikrim. Tebrik ederim. Ellerine sağlık. Selamlar

YORUM YAZIN