SAHİ SOLUM?

SAHİ SOLUM?

Bugün günlerden neydi yahu?
Pazardı herhalde… Günler de, aylar da uçuyor resmen canım. Ne çabuk geçti bu hafta.
Pazar demişken… Ben en çok pazar kahvaltılarını severim, demiş miydim? O kahvaltıların curcunası, çoluk çocuk, torun tombalak yusyuvarlak bir masada oturup kimin ne konuştuğunun belli olmayışı, beni eskiden beri neşelendirir.
 Haa kahvaltı demişken de… Küçükken beybabam tatillerde, sıcacık elleriyle ellerimden tutup, ‘Kızımla şöyle bir paşa kahvaltısı yapalım,’ der ve beni Van’ın en güzel manzarasına çıkarırdı. Bütün şehir ayaklarımızın altındayken ekmeğime bal sürüp verirdi. Mmm… Öyle lezzetliydiler ki.
 Validemi hatırlamıyorum ne yapardı. Benim adam öyle yapsa kalbim kırılırdı doğrusu evlat bile olsa. Ama anne yüreği bir yerde. Nedendir bilmem kaç gündür aklıma düştü validemle beybabam. Konu da buraya nasıl geldi unuttum amma. Bir şey diyecektim sana.
Haa konuşmak…  İlkokulda bir arkadaşım vardı, ne çok konuşurdu. Öğretmenden dayak yemediği Allahın günü olmazdı. Arkadaşlar arasında da lakabı ‘çenesiz’di. ‘Çenesiz, çenesiiizzzz,’ der gülerdik. Bak şimdi gözümün önüne geldi de o anlar yine bir gülme...
Lafı da bir yere getirecektim ama. Neyse gülerken aklıma ne geldi bak. Baban da nasıl hoş adamdı nasıııll... Her gün ‘Hatun çok güzelsin be,’ der dururdu. En çokta gözlerimi sever, saatlerce bana bakardı televizyon izler gibi. Utanırdım, ‘Ne bakıyorsun yahu film seyreder gibi,’ derdim kızararak. ‘Sen izlediğim en güzel filmsin,’ derdi edepsiz. Pek hoşuma giderdi. Göğüs kafesimden bir kuş havalanır uçardı ona doğru. Bunu da bilir gibi hep soluma başını koyardı. Kuşlar içinde yatsın.
Aah aaah…
Bir peçete getir de sol gözümü siliver yavrum.
Sol demişken… Ben şu hayatta önem verdiğim her şeyi soluma yerleştirdim.
En iyi dostlarım; suyum, kalemim, defterim hep sol elimin altında olur. Mutfakta en sevdiğim reçel sol rafta durur. Kaderden mi bilinmez, 40 yıllık hayat arkadaşım solumda sonsuzluğa uçtu. Evladım da ardından… Kahkaha atınca da dudağımın solu kıvrılır ya, işte ben oraya evladımın acısını gömdüm yıllar önce de, bilirsin.

Kitap gibiydi hayatım doğrusu. Her okuduğum kitabı, ‘Vay bee!’ diyerek kapattım.  Bir gün insanlar benim kitabımı da okuduktan sonra, vaaaayy desinler diye.
Vay bee saat kaç olmuş? Ben buraya neden gelmiştim? Sana bir şey diyecektim amma...
Ama o nohut öyle pişirilmez ki yavrum. Öööyle pat diye söndürülür mü ocak. Altını kapayacağın zamanı iyi bileceksin.
Zamanı gelmişken ben eve gideyim. Benim adam gelmiştir. Öyle sever ki beni, demiş miydim? Pek de düşkündür bana. Beş dakika geç kalsam, çıkar bahçe kapısında bekler. Ayıptır söylemesi kaçtım ben ona. Validemi, beybabamı dinlemedim. Bak laf aramızda haa ona göre. Çok sevdim ben onu. Hasta olsa içim gider, geceler boyu uykusuz beklerdim. Yine olsa yine beklerim. Yüzü bir düşse eğilip yerden ben toplarım kırıntıları. Cam bebek belledim onu çünkü.
Aaa camları silecektim ben. Cam deyince birden… Yağmurdan sonra leş gibi oldular. Evvelden beri takıntılıyım bilirsin. Validem hep derdi ki, ‘Bir evin temizliği, düzeni camlarından, bir de perdelerinden belli olur.’ Nasıl kazınmışsa aklıma, yıllardır sol elim çatlayana kadar çamaşır suyuyla camlarımı gıcır gıcır yaparken hep aklıma düşer.
Aklımızı da şu camlar gibi aynı çamaşır suyuyla silebilsek nasıl olurdu acaba? Hiç merak ettin mi sende?
Sahi ben sana ne diyecektim?
O değil de, bu yüzük neden solumda?
 

Paylaşınız:

Özge Özkan

Özge Özkan

25 Ocakta Tarsus’ta doğdu. Mersin Üniversitesi mütercim-tercümanlık bölümünde öğrenimine devam ediyor. Yayınevlerine Almanca ve İngilizceden kitap çevirileri yaparak, aynı zamanda serbest editör olarak yaşamını sürdürüyor. Pati Öyküleri adlı öykü derlemesinde de bir öyküsüyle yer aldı. İngilizceden  Kakuzo Okakura, Almancadan Hebel ve Goethe çevirileri var.

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN