Julio Cortazar'ın Kedi Uyumu Öyküsünde Bakış ve Gerçeküstücü Tutum

Julio Cortazar'ın Kedi Uyumu Öyküsünde Bakış ve Gerçeküstücü Tutum

Tomris Uyar çevirisiyle okuduğumuz “Mırıldandığım Öyküler”, 3 bölüm ve 11 öyküden oluşan, Arjantinli usta yazar Julio Cortazar kitabı.  Tomris Uyar, kitaptaki öykülerin her birinde Cortazar’ın farklı yeni bir örüntü/örgü denediğini belirtiyor. Sunuş yazısında Pablo Neruda yoluyla Cortazar’ı tanıdığının altını çiziyor ve Neruda’nın şu cümlesini alıntılıyor:

“Cortazar’ın hiçbir yazısını okumamış olmak, ömür boyu şeftali yememiş olmak gibi bir şeydir.”

Elbette öykü ile ilgilenen herkes limon yerine şeftali yemesi gerektiğini bilmelidir. Fakat biz bu yazıda daha çok şeftali ya da limon yemenin gerekliliğine değil, Cortazar’ın Mırıldandığım Öyküler kitabındaki “Kedi Uyumu” isimli öyküsüne değineceğiz.

Kitabın ilk öyküsü olan Kedi Uyumu, bizi en baştan gizem öğesiyle karşılıyor. 1. tekil şahıs dili ile anlatılan öykünün kahramanları; anlatıcı ben, karısı Alana ve kedileri Osiris… “Osiris, kaşını süt tabağından kaldırıp keyifle hırıldarken, Alana o sırada Osiris’in kara sırtını okşarken, kadınların kedinin benim ulaşamadığım akşamlarının erişemeyeceği düzlemlerde birbirlerini tanımaları” cümlesini okuyunca kadar Alana ve Osiris'in kim olduğu hatta insan mı ve hayvan mı oldukları konusunda bir ipucu bulmak mümkün değil. Elbette kimin Alana kimin Osiris olduğunu anlamak da neredeyse imkânsız… Öykü ilerledikçe karakterler anlatıcı benin tanımlamalarıyla peyderpey yerlerine oturuyor, kedi ve kadın arasındaki uyum da su yüzüne çıkıyor. Bu da Cortazar’ın gerçeküstücü bir yazar olması ve öykülerinde çoğunlukla “yanılsama”ya irdelemesinden kaynaklı.

Kediyle kadının uyumu öykünün devamında ustalıkla işleniyor. Kurguda “bakma” duyusunun öykünün ana izleği olduğunu görüyoruz. Öykünün girişindeki “Alana ile Osiris bana baktığında” s. 15,” ve öykünün sonundaki “yalnızca Alana ile Osiris'in gözlerini bana her dikişlerinde gördükleri neyse ona bakıyordu.” s. 19 cümlesine değin 'bakma’nın baştan sona ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Öykünün başlarında Alana’nın kocası eşi Alana’ya; Alana sürekli gittikleri resim galerilerindeki tablolara, Osiris ise Alana’nın kocası olan anlatıcı 'ben’e bakışlarını çevirmiş durumda. Yazar “bakış, iç bakış, dışa bakış” olgularını karı-koca-kedi üçgeninde yanılsamaya başvurarak ele alıyor, 'dış’tan 'iç’e yönelişin ve içten dışa bakışın deyim yerindeyse mükemmel bir portresini çiziyor.

 Başlangıçta oldukça baskın olan erkil bakış, gerçeklik ve mekân algısı öykünün sonunda tamamen değişiyor. Okurun zihninde yaratılan yanılsama tamamıyla ortadan kalkıyor. Kedi ile kadının uyumu mistik bir ivme kazanarak erkil güç saf dışı bırakılıyor. Öykünün başında anlatıcıya bakışlarını çeviren Alana ve Osiris, öykünün sonunda bir resim galerisindeki “Pencereyle Kedi” resminin içine girerek uzaklara bakıyorlar. Onlar uzaklara bakarken Alana’nın kocası onlara bakıyor. Cortazar’ın öyküde Alana ile Kedi’nin uyumunu bir sanat eserinin doğal olarak sanatın çerçevesi içerisinde birleştirerek ele aldığını görüyoruz.

'Anlatıcı karakter’den yani aslında ait oldukları sahte ve baskın gerçeklik dünyasından uzaklaşan kedi ve kadın, ki buna erkil olanın donuk ve duyarsız dünyası da diyebiliriz, bir tablonun içine girerek gerçek olana daha da yaklaşıyor, başka bir deyişle dış dünyadan sıyrılarak mistik bir yolculukla iç dünyaya yönelip oradan dış dünyaya- uzağa, uzaktakine-  bakmaya odaklanıyor. “Baktığımızda gördüğümüz şeyin kendisidir baktığımız” savını destekler türden bir kurgu oluşuyor öyküde. Bunu da kadın ve kedi, en başta kendi dünyalarında baskın güç olan erkilliğin karşısında durarak sanat yoluyla gerçekleştiriyor. Anlatıcı ben, koca; öyküde kadınını, aşkını, ona biçtiği gizli değeri,  onun hakkındaki duygularını dillendirip dursa da Alana ve Osiris bütün bunlardan yani dışta ve/ya erkil-katı olanın sözde söylem ve kendince sınırları çizilen değer safsatalarıyla örgülediği dünyasından soyutlanarak bir tablonun içine girip sadece uzağa, ötelere bakıyorlar.

Anlatıcı ben o öteleri, “hiç kimsenin görmediği, yalnızca Alana ile Osiris'in gözlerini bana her dikişlerinde görülen” diye tanımlamaktadır. O gözlerde görülen ne olabilir? Öyküdeki gizemci mistik ya da gerçeküstücü tutum burada doruğa ulaşıyor. Dış dünyada yalnız kalan ana karakter, uzak olanı, öte olanı ancak kadının ve kedinin uyumuna bakınca görebilmektedir. Kadının ve kedinin gözlerine yansıyan uzak imgesinin çağrıştırdığı mistik mekân ya da durumlar, mistik olana sırtını dönmüş şekilde önündeki tabloya bakan anlatıcı tarafından ancak kadın ve kedinin gözbebeklerinde görülebilir.

Öyleyse, Julio Cortazar’ın Kedi Uyumu öyküsünde diğer öykülerinde olduğu gibi gerçeküstücülüğü üst perdeden anlatarak sanat’ın belli bir mistizm ve gizem içerdiği ve metafizik olana yakın olduğu, “göremiyorsan görenin gözlerinden bak!” mesajını okura vermek istediğini söylemek yanlış olmaz.

Gerçekten de öyle değil midir? Sanat, 'dış’tan 'iç’e yönelerek 'dış’a bakmak değil midir? Bütün organlarıyla bize göremediğimiz uzakları gösterme işlevi görmez mi? Yeter ki o bakışlara bakmasını bilelim. Hangi tabloya odaklanacağımızı da…

Yoksa ha şeftali yemişiz ha limon, ne fark eder? Elimizdekinin şeftali olduğunu bilmezsek onu limon diye yememiz işten bile değil.

 

Fatih Çodur

Paylaşınız:

Fatih Çodur

Fatih Çodur

1983 yılında, Erzurum’da doğdu. Atatürk Üniversitesi KKEF İngilizce Öğretmenliği Bölümünü tamamladı. 2008’den beri Antalya’da İngilizce Öğretmeni olarak çalışmakta. İlk şiiri Erzurum’da çıkan Çizgi dergisinde yayımlandı. Varlık, Kertenkele, Dergâh, Karayazı Edebiyat, Ayraç, Telgraf, Berfin Bahar, Yolcu, Ay Vakti gibi dergilerde şiir, öykü, eleştiri, şiir ve kitap tanıtım yazıları yayımlandı. Okumak Ayrıcalıktır, Poetik Haber ve İnceeleyen isimli edebiyat sitelerine katkıda bulundu. Lakin Yayınlarından 2014 Ekim’de “Yalnızlık Hariç Değil” isimli şiir-öykü, 2017 Şubat’ta “İniş Göğü”, 2018' de Yalnızlık Dahil isimli bir öykü kitapları yayınlandı. Lakin Yayınevi’nde editörlük yapmaktadır.

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN