BELKİ BİR GÜN OLMUŞTUR

BELKİ BİR GÜN OLMUŞTUR

     Hilmi Yavuz, hocası Behçet Necatigil’e, yaşam boyu duyduğu minnet duygusunu dile getirmek amacıyla bir kitap yazdı. Behçet Hoca!

     Kitabı yazacağını duyduğumuz ilk andan beridir heyecanla bekliyor, kitap hakkında duyduğumuz en ufak bilgiyi elimizin ulaştığı herkese yayıyorduk. Derken kitap çıktı efendim. Bu aralık edindik kitabımızı. Ben elime aldığım gün başladım okumaya. O günü sabah ettik beraber. Kitap ‘’prolog’’ bölümünden alıyor okuru içeri. Bir şairin bir şairi yazmış olması değil sadece benim duyduğum hazzın sebebi. Bazı şairler vardır muhakkak rastladınız onlara; düzyazıları dahi şiir gibidir. (Necatigil’in Mektuplar’ını da gönül rahatlığıyla buna örnek olarak gösterebilirim, hakkında yazı yazdığım Behçet Hoca’yı da.) Kitabın kapağını kaparken ağzımda yarım kalmış bir şiir tadı…

    Kitabı okurken; Varlık Dergisinin 715. sayısını, Hilmi Yavuz’un Denemeler- Karşı Denemeler’ini ve Lirik Defterler’ini, bir de Behçet Necatigil’in Mektupları’nı karşılaştırmak için masaya aldım. Masa da masaymış ha… Bana mısın demedi o kadar yüke.

   Behçet Necatigil, Hilmi Yavuz’un Kabataş Lisesi’nde Edebiyat ‘’Hoca’’sıdır ve Hilmi Yavuz’un ilk şiiri bundan tam 67 yıl önce, lisede, ‘’Hoca’’sının denetimi ile ‘’Dönüm’’ dergisinde yayımlanmıştır.

    Ölümünün kırkıncı yılında yayımlanan bu kitapta, lisede başlayıp, şu an; şimdi bile, ölmüş olmasına rağmen öğretmenliğe devam eden hocasını okuyacağız.

     Hoca’sıyla ilgili anılarını anlatmaktan haz alan, yer yer taklit ederek Behçet Necatigil’i yalnız anmakla yetinmeyip adeta canlandıran Hilmi Yavuz, bu kitapta da yalnız poetikasını anlatmıyor; duruşunu, hareketlerini de betimleyerek Necatigil’i birçok yönüyle tanımamızı sağlıyor. Kendinden dışarı çıkması olan yürüyüşünü, bir Flâneur gibi bakışlarıyla kenti estetize etmeden iki başına yürüyüşünü anlatıyor. Ama en çok ‘’Hoca’’lığı ile şairliğini.

     Gelelim şairliğine. Hangi şairlerden etkilenmiş, Dil öğrenmek şiir için neden önemli; bizden olanı anlamak ne kadar önemli?  Bir şairin evvela poetikası ile ilgileniriz. Nedir Behçet Necatigil’in poetikası?

     Necatigil’in şiirini iki dönemde incelememiz gerekiyor. ‘Yaz Dönemi’ (1963) öncesi ve sonrası olarak. Kendisi de eski şiirlerini, yani Yaz Dönemi’nden öncesini inkâr ettiğini söyler. Yazdıklarını inkâr eden şairler vardır, örnekleri mevcut elbette. Necatigil’in inkâr etmesindeki ya da şiirini değiştirmesindeki amaç nedir? Ben şiiri kendisine yetmediği için değiştirdi derim buna mesela. Bir değişmez doğrultudan bahseder. ‘’Yaşamak azaptır çoğu zaman’’ dediği… Bu durum gittikçe arttığı için şiiri de kendisine yetmedi diye düşünürüm. Bu yüzden örtülü, daha örtülü yazmak istedi. Azabını mecazların arkasına koymak. Örtünün altında tutmak.  ‘’Azap’’ Necatigil’in gömleği olmuştur, fark etmeden giydiği.  Benzer bir gömleği farkında olmadan giymiş bir şaire daha rastlayacaksınız, 1969’da yayımlanan kitabındaki ‘yapı’ adlı şiirde lanetli gömlekleri şiire sokan şairin, yarım asır sonra ‘’Lanet Şiirleri’’ adlı bir şiir kitabı yayımlanacaktır. Bir kelime, bir şairin kaderi olabilir diyordu birisi, kimdi?   

   Azap, pişmanlık, yarım kelimeleri Necatigil’in kaderi miydi, gittikçe kendisini ele geçiren? Hastalığının şiirinin üzerindeki etkisi azımsanabilir mi? Ya kişiliğinin? Ruhun ve fikrin saltanatı yavaş yavaş sona erecek, maddenin sefaleti başlayacaktı hastalığı yüzünden. Bir zamanlar kasten daralttığı hayatı artık mecburen daralacaktı. Dar ve derin.

Şiirinin Yaz Döneminden sonra değişmesi hakkında konuşuyorduk.

 Şiirini değiştirdikten sonra hikâyeyi, narration’u asgariye indirdiğini dile getirir. Zamanla daha da kapanan şiiri için Varlık Dergisinin 715. Sayısında, Rauf  Mutluay: ‘’Güçleşti Behçet Necatigil. İşte bunun için de ‘’İki Başına Yürümek’’ çeşitli sorgularda birçok yazıya konu oldu.’’ diyor.  Daha son kitabı çıkmadan Suut Kemal Yetkin, Necatigil’i şiirlerini açıklama görevine çağırmış. (1968)

     Bundan farklı fakat buna cevap niteliğinde olan ‘’Gerçek çok zaman örtülüdür’’ dizesi, Behçet Necatigil’in şiirinin örtülü olduğunu, şiiri anlamak kaygısı olanların öncelikle mecaz öğrenmeleri gerektiğini hatırlatıyor.

   Kitabı okuduğumuzda hayatı kasten daraltmak sözünün Ahmet Haşim’den çok Behçet Necatigil’i anlattığına şahit oluyoruz. Bu daraltma gerçek anlamıyla dar bir alana sığmadır evet. Dünyayı küçük bir odaya sığdırmak. Fakat daralttıkça derinleşecektir diyor Hilmi Yavuz. Peki bu kasten daraltmanın sebebi melamet mi, melanet mi?

     Kitapta yer yer anılar, şiir incelemeleri var, denemelerinden tanıdığımız cümleleri var. Özellikle Lirik Defterler ve Denemeler- Karşı Denemelerde okuduğum cümlelere rastladım. İki yazda yazılmış gerçekte ama dedim kendime ki; ebru, bence Hilmi Hoca bu kitabı yazmaya 1979’da başlamış. Necatigil’e yazdığı ölüm yazısıyla. Adı ‘’Dünya! Yu Ellerini Yalnızlık Sularında…’’dır, dışımdaki meraklısına.

‘’Sıkıntı sadık bir köpek gibi onu izledi hep…’’ bu gibi cümleler ile ruhsal betimlemeler yapılmış.

Bir başka cümle: ‘’Ben, şiiriyle kendini böylesine birebir tutan bir başka şair tanımadım. Şiirinde yaşamına aykırı düşen hiçbir şey yoktu onun.’’ Fuzûlî yanıldı, bakın, ‘şair sözü yalandır’ dediydi. Necatigil’de yer edinemedi.

 Behçet Necatigil var mıydı? Varsa odasında mı vardı, okulunda mı, evinde ailesi ile mi, şiirle mi? Şiir hayatının neresinde idi veya kendisi şiirin neresinde? Birçok duruma değiniyor kitap. Şiiri terk edeni terk etmemiz gerekiyor. Terk.

    Evleri terk, sokakları, her şeyi terk. Ama şiiri değil. Şiir dünyaya bakmaktır. Dünya, bakmaktır. Ya da ‘’dünyaya bir şiiri okuyormuş gibi bakmak.’’

   Necatigil  ahengi diğer şairlerden daha farklı oluşturmuş. Aslında ahenksizlik olarak nitelendirilen sert sessizlerin tekrarını, uyumsuzluk olarak görülen kakofoniyi Necatigil ahenk unsuru kabul eder. Ayrıca kendine has kelimeleri de vardır şiirde kullandığı ve o kelimeyi neden kullandığını soranlara çıkışacaktır: ‘’şiir benim, kime ne’’ diyerek...

  ‘’Şiir kelimelerle yazılır’’ düşüncesine katılır. Bense o muhteşem örnekleri gördükten sonra bu cümleyi biraz değiştiriyorum. Şiir kelimeleri işleyerek yazılır. En güzel şekilde dizerek. Yahya Kemal’in istif dediği… Hilmi Yavuz’un bu kitapta da üstüne basarak ‘’derûnî ahenk’’ dediği.

    Behçet Necatigil’in poetikası, dünya görüşü, kimliği… Gelenekle modern arasındaki yeri ve ikisi hakkındaki görüşleri, kitapta lirik bir dille anlatılmış. Ve en önemlisi saydığım, Hilmi Yavuz bir şairin gelenekle modern arasında nerede bulunulması gerektiğini Behçet Hoca’dan öğrenmiştir. Bugün bulunduğu konum, elbette Behçet Necatigil’in işaret ettiği o yerdir. Yani şu: Şair hem geleneksel (Doğulu, yerli), hem de modern (Batılı, evrensel) olmalıdır. Bu bir medeniyet durumudur. Yerli düşüncenin modern bir biçimde verilmesinin mümkün olduğunu Necatigil’den öğrenmiştir.

    Everest yayınlarından çıkan ‘’Behçet Hoca’’, okurun entelektüel ilgisini kışkırtacak bir kitap. ‘’Epilog’’ bölümü de girişten farksız şekilde haz veriyor. Kitapta ‘’Necatigil Üzerine Yazılar’’ bölümünde yedi başlık altında incelemeler var.  Hilmi Yavuz, Necatigil şiiri üzerinde farklı okuma teknikleri uygulamış.

     Biz okumanın hazzına vardık. Her okumada bu tadı alırız, belki daha fazlasını. Hilmi Yavuz da sanıyorum ki yazarken anlatmanın hazzını yaşamış. Bunu okurken hissedeceksiniz. Şiir ve yazıları üzerine incelemelerinden sonra, okuma nasıl yapılır bunu görüyoruz.  Gerçek hoca nedir? Cevap fazlasıyla; azabıyla, düğünüyle kitapta.

    Behçet Necatigil öldü, diyor. Kim yol gösterecek bu akşamlara. Henüz hayatta iken her şeyin yarım olduğunu söylemiştir. Fakat kitabı okuduktan sonra düşündüm ki asıl Behçet Hoca öldüğünde her şey yarım kalmıştır. İşte şimdi her şey yarım yârim.

Hilmi Yavuz’a teşekkürle…

‘’Zaman denen tren işte geçti, ama o ağır demir raylar kaldı; geçip gitse de uğultusu trenlerin, alnından düşen o soylu ter duruyor Hoca’nın.’’

Var mıydı dedim, bilmiyorum da o güzel Hüthüt şiiriyle bitiriyorum.

‘’Necatigil yok şimdi

Belki bir gün olmuştur.’’

Ah dünyaa…

Paylaşınız:

Ebru Güroğulları

Ebru Güroğulları

"Niksar'da doğdu. İstanbul Üniversitesi'nden mezun oldu. Şimdilerde İstanbul'da bir devrik cümle kendisi."

Diğer Yazıları

YORUMLAR

  1. hilmi yavuz
    31 Aralık 2019 Salı

    ebruşum, seni kutluyorum.yazını severek [ve sevinerek] okudum.öpüyorum gözlerinden güzel kızım.

  2. Terzi nazan :)
    1 Ocak 2020 Çarşamba

    Ebrulim canım benim yazılarını severek takip ediyor ve okuyorum hayatın boyunca başarılarının devamını diliyorum seni seviyorum kuzum

YORUM YAZIN