BİR BARBARIN GÜNLÜĞÜ-2

BİR BARBARIN GÜNLÜĞÜ-2

Mordehay! Keder ve anlam yüklü sağanaklardan kaçıp sana sığınıyorum. Tanrının merhamet dolu gözlerle bakıp acımasını istediğim yaralarımı sana getiriyorum. Sen de beni gözlerinle anla. Ama sen Tanrı değilsin, bana görün! Bana bak! Otur şöyle ve beni dinle.

Yürüdüğümüz yollar uzadı Mordehay! Gözlerimiz kısaldı önümüze baka baka.  Bu hayat kendi başının çaresine bak diyen bir tanrıya ithaf edilmemeliydi sanki. Bir yerlerde bir şeyler yanlış yapılıyormuş da cezasını biz çekiyormuşuz gibi. Bir tanrıyı, senden benden ayıran o masumiyet çizgisine yaklaştıkça neden çektiğimiz bu ıstırap gitgide şiddetleniyor.

Sevmek için keşfettiğimiz bütün sırları, şu hayatın normal akışının çarklarında parçalatmaya ezmeye meylimiz nedendir? Sevmek, olmadan nasıl yaşanılır ki bu dünyada? Bazen insanların arasındayken onlarla konuşurken veya göz göze gelirken, onların gözünde olan benim, bir zaman sonra, yakın bir zamanda bu dünyadan acı bir kayboluşla göçüp gidecek birisi olduğumun o an farkında olmayışlarındaki saflığı görünce bir an dehşete düşer gibi oluyorum ve sanki bunu bilmek, bana onlar karşısında bir üstünlük, bir bilgelik katıyor. Onlardan sakladığım bu gizemi, yarın öbür gün karşılarına çıkan bir gerçek olarak sunduğumda eminim ki hepsi çok şaşıracaklar. Ama ne yazık! Ben o an orada olup o şaşkınlığı görmemeyeceğim. İşte bu da benim ıstıraplarımdan biri sanırım.

Mordehay! Yaşamak, bir akış. Akıp gitme hali. Yaralarımızı suya bıraktık. İyileşmeye yüz tutar tutmaz bir daha bir daha kanatıyoruz. Zamanın dışına çıktık. Saatler bizsiz işliyor duvarlarda. Biz zamanın dışına attıklarıyız. Zaman bizi kabul etmiyor Mordehay. Dinden, ırktan, adetlerden, alışılmışlıklardan kaçıp kendimize bile sığınamıyoruz. Bize bizde yer bırakmadılar. Yaşamın kesin yargıları var Mordehay! Bu yargılar başımızın üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor ama bizim aklımızı uyuşturup kalbimizi körelten o keskinlik değil. O kılıcın ışıl ışıl parlayışına dikmişiz hepimiz gözlerimizi. Bizi öldürecek olanın simyası kamaştırıyor gözlerimizi. Acılar da böyle değil mi Mordehay? Altın aynasını yüzümüze tutup bize kendimizi gösterdiğini iddia ederek aslında arkasındaki boşluğa çağırmıyor mu bizi? Acılar, kendi suyumuzda boğulduğumuz bir ışık havuzundan başka nedir ki?

Mordehay! Dinle beni! Beni dinle ulan piç! Neden arkanı dönmüş kıs kıs gülüyorsun? Neden bu kadar zalimsin? Beni bu soruların cevapsızlığında boğdurduğun yetmedi mi? Tanrı mısın ulan sen it? Sırtımdaki bu sımsıcak el, bu şefkatli dokunuş sen misin? Değilsin, değilsin! Geçmiş karşımda sırtını dönmüş gülüyorsun. O iğrenç omuzların kalkıp kalkıp indikçe bana güldüğünü bildiğim halde sırf yüzünü görmediğim için içimdeki merhamete bir kez daha aldanıp şimdi şu an benim için hıçkıra hıçkıra ağladığın için omuzlarının öyle kalkıp indiğine inanıyorum. Ama yalan, yalansın sen! Sen ömrümün asılsız ihbarısın. Her çağırdığında sana gelen ben, her seferinde beni kandırışına hayıflanan ben ama yine de her seferinde koşup gelen ben... Ben yani zamansızlığın, yutkunup durmanın, kırılan hevesin yeryüzündeki gölgesi ve elçisi olan ben, bir gün, elbet bir gün başımdan defedip yoluma bakacağım. Yolumdaki aynalarını bir bir kırıp kendimi aynalarda değil gözlerimizin arkasında arayacağım. İşte o zaman sana ihtiyacım kalmayacak ve sen yolunda gitmeyen her şeyde yolunu arayan bir meczuptan başka bir şey olmayacaksın.

Mordehay! Ama sen yine de kızma bana. Cenazemi kaldır. Yağmur yağdır o gün. Gök gürlesin. Yapraklarını döksün ağaçlar. Beni sahipsiz bırakma. Beni her gün öldür her gün dirilt. Suyun inançsızlığına bırakma. Çünkü ben böyle o akmaktan bıkmış suların derinliğinde boğulurum. Boyumu aşar bu sancılar. Beni nefessiz koyma.

Mordehay! Affet. Şu mumları, şu tütsüleri, şu avuçlarımı al. Kendine bir dua yarat benden. Benden bir kul yarat kendine. Ama sen beni, bana acıdığın için bağışlama. Sen beni anladığın için bağışla. Nasılsa ben kendimi affetmesini bilirim elbet.

Lilyhammer’dan sevgilerimle....

Paylaşınız:

Adnan Sayım

Adnan Sayım

Erzurum'da doğdu. Alnıma İnen Satırlar adlı bir şiir kitabı ve Geceleri Ölmek adlı bir hikaye kitabı var. Hala yaşıyor...

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN