KİTAP FETİŞİZMİ

KİTAP FETİŞİZMİ

Efendi Babamız, Hace-i Evvel

Ahmet Mithat Efendi’nin anısına...

Mukaddime

Efendim imdi, bendeniz Âfâkî Yunus Efendi,  yaşanmış ve hâlen tesirleri devam eden bir va­kayı siz­lerle paylaşmak üzere masamın başına geçmiş ve kalemimi elime almış bulunuyorum. Bu­güne değin yaşanagelen, fakat insanoğlunun hâlen anlayamamış olduğu bu sergüzeşti sizlere derli toplu bir şe­kilde hikâyeleştirmek için önümdeki sarı renkli ve saman kokulu parşömen kâğıdına deneyimlerim ve fikir­lerim doğrultusunda, dede yadigârı mis gibi is kokan mürekkebimi damlatıyorum. Lakin vuku bulmuş bu vaka­nın bir kısmını, kendim bizatihi yaşayamamış olduğumdan ötürü o bölümleri, büyükle­rimizden dinle­diğim şekliyle, ancak sanki o dönemlere bizzat ben de şahit olmuşum gibi bir hissiyat ve üslupla aktar­maya gayret edeceğim. Bana zamanıyla nakledilen bu sergüzeştin o baplarını yazarken bahsi geçen konu­lara ne bir ekleme ne de bir çıkarma yapmayacağıma dair sizleri temenni ederim; bu mevzuda gönlünüz mutmain olsun efendim. Hikâyemizin geri kalanını ise şahsen tecrübe ettiğimden o fasılları sizlere, kendi noktainazarımdan, lakin âfâkî bir şekilde bahsedebilmek için sa’y eyleyeceğim.

1

Efendim imdi, sizlere de malum olduğu üzere, yazma eserler döneminde yaşayan adamlar -ki bu adamlara dünden bugüne “Yazma Eser Nesli” denilegelmiştir- bu kitaplara dokun­maya dahi kıyamaz­lardı. (Ben kendileriyle tanışma ve hasbihal etme şerefine erişememiş olsam da bizim neslimizin on­larla konuşup istişare etme zevkine nail olabilmiş yaşlılarından gençlik zamanlarımda dinlediğim üzere bu neslin kitaplara verdiği değeri henüz hiçbir nesil vermemişmiş.) Eserlerin kapağındaki özel kabartmalı hat yazıları, muazzam bir el hüneriyle ciltlenmiş kitabın o büyülü tabiîliği, satırlarındaki o kusursuz simetrik hat sanatı, sayfalarının kenarlarındaki bin bir itinayla yapılmış süs­leme­ler, kâğıdının mis gibi ağaç kokusu ve kadifemsi dokusu... Bu eserler sanki efsunlu bir dünyanın san­dukasıydı. Yazma Eser Nesli bu kitaplara bakıyor, bakı­yor... eserin hat çizgileri içinde kayboluyor, zihinlerinde bambaşka çizgisel âlemlerin haya­line dalı­yor; dokunuyor, dokunuyor... sanki kendilerini ipek şilteli yatakların içinde bembe­yaz tenli, balık etli dilberlerin yumuşacık kolları ve kadifemsi do­kunuşları arasında hissedi­yor; kitapları kokluyor, kokluyor ve bu adamların ciğerleri âdetâ bir çam or­manının tarifi imkânsız kokusu ve serinliğiyle doluyordu.  Aman Yarabbi! Bu nasıl bir haz, bu nasıl bir işti­yak, bu nasıl bir his... Binâena­leyh söz ile kelime ile yazı ile anlatılması maalesef mümkün değil.

Lakin her tatlı rüya nasıl sona eriyorsa bu güzel zamanlar da matbaanın icadı ile niha­yet buldu. Yazma Eser Nesli’ne, canavara benzeyen ve vahşi bir hayvan gibi sesler çıka­rarak homurdanan demir kütle­sinden oluşmuş bu mekanizma ile basılan yeni kitaplar çok soğuk geldi. Mesela bu kitapların ciltleniş usulü ve kapak tasarımı çok bayağıydı. Haydi bunları bir kenara koyalım; peki, hat sanatıyla hiçbir alakası olmayan o yazılara ne demeli! Sıra sıra di­zilmiş piyade birliği gibi, yan yana ve tek düze...  Pekâlâ, onları da geçelim; nerede peki, hani nerede sayfa kenarlarındaki süslemeler? Aman Yarabbi! Neler oluyordu, bu genç nesil nasıl bir felaketin içine doğru sürükleniyordu? Neyse ki yazma eserlerde mevcut bulunan ağaç ve mürekkep kokusu ve kadifemsi dokunuş bu kitaplarda da korunuyordu. Yazma Eser Nesli en azından buna mutlu oldular. Maazallah, ya bunlar da olmasaydı! İşte o zaman bu gençler çok büyük bir yoksunluk içinde yetişecekti.  Heyhat! Gençlik nereye doğru gidi­yordu? Yazma Eser Nesli bu kötü gidişe dur demek için kolları sıvadı ve bu genç nesle birta­kım na­sihatlerde bulun­maya başladı.

Yazma Eser Nesli’nden sonra gelen genç adamlar için -ki bu adamlara dünden bu­güne “Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil” denile gelmiştir- yazma kitaplar tılsımlı, anlaşıl­maz ve bu sebeplerle de çok etkileyici bir niteliğe büründü. (İşte bendeniz, bu neslin son dö­nemlerine yetişmiş bulunmaktayım efendim. Her ne kadar bir “geçiş dönemi”ne -Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil’den Plastik Kokulu Nesil’e Geçiş Dönemi’ne- denk gelmiş de olsam kendimi her daim Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil’e ait hissetmiş ve bu neslin bir ferdi olarak görmüşümdür.) Yazma Eser Nesli’nin soh­betleri, anlattıkları, yazma eserlerle olan ilişkileri -bakma, dokunma ve koklama yönleri- parmak ısır­tacak vaziyetteydi. Bu vaziyete oldukça imrenen Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil yazma eserlerin görsel güzelliğinin, kokusunun ve dokunma hissinin sihrini bir başka buldu. Ee, tabii kendi nesil­lerinin döneminde matbaada basılmaya başlamış olan saman kâğıt ve mürekkep kokulu kitaplar onlar için sadece koklamak ve dokunmak için kullanmalık birer araç olarak varoldu.

Lakin yıllar yerinde saymıyor, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor; buna mukabil olarak da teknik süratle ilerliyordu. Basım endüstrisi tekâmül ettikçe yeni usullerle kitaplar üretiliyordu. İşte bu cedit tekniklerle tabedilen sahifelerin oldukça sıra dışı dizaynı “plastik kokulu kitaplar”, çok gecikmeden “yazma eserler”in ve “saman kâğıt ve mü­rekkep kokulu kitaplar”ın karşısına dikildi. Ancak daha du­manı üstünde olan plastik kokulu kitaplarla karşılaşan Yazma Eser Nesli’nin bu vaziyete kalpleri da­yanamadı ve maalesef ki kahir ekseriyeti ahirete göçtü! Nasıl göçmesinler efendim, nasıl göçmesinler! -La havle vela kuvvet!- Bakın bu sergüzeştin nasıl vuku bulduğunu sizlere kısaca hikâye edeyim:

2

Günlerden bir gün, bir gece El-Hattatî gömleğinin içine sokuşturduğu, teniyle temas halindeki yu­mu­şacık kâğıtlı yazma eserinin ağaç kokusu, göğsünden burun deliklerine buram buram yükselirken bir grup Yazma Eser Nesli’nin toplandığı meclise katılmak için çelik aksanlı son model motoruyla aheste aheste ve yolun çizgisini hiç ihlal etmeden ilerliyordu. Yazma eserleri öven saman kâğıt ve mürekkep kokulu kitapları yeren konuşmasını arkadaşlarıyla paylaşacak olmanın heyecanıyla içi içine sığmı­yordu. Tam da yeni açılan bir matbaanın yanından geçerken gecenin o karanlığında cam vitrinde asılı büyükçe bir afişe gözü ilişti. Hemen motorunu durdurdu. Aman Yarabbi! Kapalı olan bu matbaanın vitrininde ne yazıyordu biliyor musunuz? ‘Yepyeni Usullerle Tabedilmiş Plastik Kokulu Kitaplarımız Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Kitapların Yarı Fiyatına!’ Afişi okur okumaz El-Hattatî’nin kalbi göğsünden çıkacak gibi oldu. Vitrine dizilmiş biçimsiz, renksiz yeni kitaplara bakıyor; gözyaşları, göğsünde sıkı sıkı tuttuğu el yazması kitabına pıt pıt damlıyordu. Ah, bu gir­yeler lisân-ı hâle gelse­ler bile o anda El-Hattatî’nin teessürünü izaha kifayette muvaffakiyet gös­teremezdi! Henüz saman kâğıt ve mürekkep kokulu kitaplara alışamamışken bu plastik kokulu ki­taplar da neyin nesiydi? El Hattatî belindeki hafif çelik­ten yapılmış silahını çekti ve matbaanın vitri­nine birkaç el ateş edip camı kırdı. Vitrindeki kitap­lardan birisini aldıktan sonra çelik aksanlı son mo­del motorunu ve hafif çelikten ya­pılmış silahını, yaşadığı şokun, hüznün ve telaşenin de verdiği te­sirle, olay ma­hallinde bırakıp koşar adımlarla hemen oradan uzaklaştı. ‘Destur!’ demeden paldır kül­dür mec­lise daldı; daire şeklinde otur­muş senelerdir tanıdığı arkadaşlarının ortasına çöktü. Yazma Eser Nesli, tahrilli ela gözleri çizik çizik yaşlarla dolu, boynu bükük hâlde meclisin ortasında dizleri üzerinde duran El-Hattatî’nin elinde tut­tuğu kitaba hayretle bakıyorlardı. Kitap elden ele gezdi. Mec­lisin ileri gelenlerinden birisi ayağa kalktı ve

Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü

Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü

O zamân ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm

Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü

dedikten sonra hepsi birden hakkın rahmetine kavuştular. Tüm dünyadaki, bu yaşananlara şahit olan ya­hut işiten büyük sayıdaki Yazma Eser Nesli, ne yazık ki kalplerine yenik düştüler.  -Talihsizce ölen bu insanlara Allah’tan rahmet,  yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Mekânları cennet olsun. Veleddalin Âmin.-

Muhavere

Efendim bu noktaya kadar hikâyeleştirerek naklettiğim vakanın vuku bulduğu dönemlerde tevellüt etmiş olmasam da bu bapları bizzat kendim yaşamış gibi anlatacağımı yazımın mukaddimesinde siz­lere alenen beyan etmiştim. Bu raddeden sonra aktaracağım şeyleri şahsen deneyimlemiş olmamın şüphesiz ki hikâyeyi daha mütelezziz bir kisveye sokacağına artık sizler de kani olmuşsunuzdur.

3

Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil bu plastik kokulu kitapları çok fazla garipsedi. En azından kendi dönemlerinde tabedilen ve çok da önemsemedikleri kitaplar saman kâğıt ve mürekkep koku­yordu. Ay­rıca dokunma hissi yazma eserlerinkinden de hiç farklı değildi. Ama bu yeni kitaplar da nasıl bir şeydi böyle? -Hasbünallahü ve ni’mel vekil!- Kokmuyorlardı, hayır hayır, kokmuyorlardı! Ama ara­larında burnu çok iyi koku alanlar bu kitapların kokusunun plastiğe benzediğini iddia edi­yordu. Doku­nulduğunda elde kalan his ise kirli sakal bı­rakmış bir erkeğin yüzüne yahut ağda vakti yaklaşmış bir kadının bacağına değdiğinde bı­raktığı hisle aynıydı.

Yazma Eser Nesli’nin ölümüne mi yoksa bu plastik kokulu yeni kitapların süratini kesmeden bütün kitapçı vitrinlerinde yer almasına mı üzüleceklerini bilmeden büyük bir yeis içinde hayatlarını sürdü­ren Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil etraflarına baktıklarında ol­dukça es­kidiklerinin farkına vardılar; tıpkı Yazma Eser Nesli gibi... Çünkü yeni yetme adamlar -ki bu adamlara dünden bugüne “Plastik Kokulu Nesil” denilegelmiştir- bu neslin etrafında dört dönü­yordu; eskiden aynı şekilde ken­dilerinin Yazma Eser Nesli’ne pervane olup onların dizlerinin dibinden ayrılmadıkları gibi... Plastik Kokulu Nesil; Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil’den muhtelif malumatlar top­lamaya başladı. Filhakika bu durum Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil için gayet keyifli bir hâl almaya başla­mıştı. Çünkü her iki neslin döneminden de -kendi nesilleri ve Yazma Eser Nesli’nin döneminden- tecrü­beler edindikleri için anlatacak yığınla hikâyeleri vardı bu insanların. Ayrıca Plastik Kokulu Nesil’in zamanını da yaşıyor oradan da hikâyeler biriktiriyorlardı. Ve bu avantajlarını da kullanarak anlattılar, anlattılar ve anlattılar... Neler neler anlattılar... Tekrar be tekrar anlat­tılar... En güzel bakan, en güzel dokunan, en güzel koklayan Yazma Eser Nesli ile Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil’ini anlattılar. Onlara yazma kitapları, saman kâğıt ve mü­rekkep kokulu kitapları tanıttılar. Bun­lara nasıl bakacak­larını, nasıl dokunacaklarını, bunları nasıl koklayacaklarını anlattılar. Yavaş yavaş kötü günleri ve yaşanan acı olaylarını arkala­rında bırakarak anlattılar. Meğer ne mesut ne bahtiyar bir duyguymuş bu es­kimiş olmak, ancak diğer taraftan da eskimiş olmanın verdiği o boynu bükük, buruk duygular, unutul­muşluklar ve daha neler neler...

Velhasıl Plastik Kokulu Nesil hızla hatta eskisinden daha da hızlıca eski nesillerin­ birikimini ve elle­rinde yeni olan her şeyi tüketiyordu. Küresel olarak, âlim ve zâlim olarak, kleptoman olarak, feminist olarak, mutasavvıf olarak, pedofilik olarak, zahit olarak, kapitalist olarak, sofi olarak, seküler olarak, vahdet-i vücutçu olarak, emperyalist olarak, Buhârî-i Şerîf okuyucusu olarak tüketiyor ve sarf ediyor­lardı. Doymak bilmeyen bir iştahla bakıyorlar, kokluyorlar ve dokunuyorlardı. Bunlara ilaveten zama­nın hızı da sanki eski­sine oranla akıl almaz bir şekilde ve süratle ilerliyordu. Lakin bu istihlak ve sürat düşkünlüğünün de bazı fela­ketleri beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. Fakat herkes bu büyülü, hipnoz eden illüzyonun şaşasından ken­dini tecrit edemediği için kimse yaşanan badireleri kestiremedi. Ta ki o güne kadar... Plastik Kokulu Nesil, o melun günün sabahına uyandıklarında bir grup Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil’in topluca intihar ettiğini öğrendi. Bu fevkalade gelişmeye akl-ı selim, kalb-i selim ve hiss-i selim insanlar bir cevap ararken zamanın insanı öğüten çarkları­nın farkına varamamış olduklarını fehmettiler. Daha aradan yarım yüz­yıl dahi geçmeden bir de baktılar ki yepyeni adamlar -ki bu adamlara dünden bugüne “Teknolojik Nesil” de­nile gelmiştir-  ortaya çıkmıştı. Bu neslin elle­rinde tuttukları kitabın -ki buna kitap dahi de­ne­mezdi-  ne ağaç kokusu ne mürekkep kokusu ne de plastik kokusu vardı. Bırakın bütün bunları bu kitapların dokunup okşayabilecek ne kâğıdı, ne cildi, ne de baskısı vardı. Evet, evet... Doğru bildi­niz, bunlar o hayret verici süratle inkişaf etmiş teknolojinin yeni icadı “E-Kitaplar” idi. Hani şu insanları saatlerce karşısında oturtabilen ve son asrın vazgeçilmez aletlerinden birisi olarak kullanılan televizyonun daha da geliştirilmiş şekli olan ve kendisine verdiği­miz bilgileri istediğimizde saklayabilen, istediğimizde geri verebilen o cihazlarda; bakılabilen, ama doku­nulamayan ve koklanamayan kitaplar; yani işte o lâin E-Kitaplar. Bilgisayar adı verilen bu uğur­suz maki­naların günümüzde cep boyutuna kadar küçültülmüş olanlarında dahi bu kitaplara bakılabili­yor. Evet, artık herkes yanında koca bir kütüphane taşımaya muk­tedirdi. Sözün kısası dünya tersine dönmüştü. Nasıl olurdu böyle bir şey? Bu E-Kitapları gören Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil aynı Yazma Eser Nesli’ne benzer şekilde hazin bir sonla ahirete göçmüş, ancak onlardan farklı olarak ecelleri ile değil kendi elleriyle ha­yatlarını sona erdirmişlerdi. İmdi dilerseniz size bu vakayı kısaca hikâye edeyim:

4

Günlerden bir gün bir grup Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil’in toplandığı mecliste  ‘Aman Efen­dim, bu kitap o kadar güzel kokuyor ki! Hayır, Azizim! Aslında o kitap şu kadar güzel süslen­miş.  Olur mu hiç Pîrim! Hakikatte şu kitap bu kadar yumuşacık...’ şeklinde türlü türlü mu­habbetler cereyan ederken mecliste bulunan Tabâatî Efendi’nin müterakki teknoloji mahsullü olan, cep boyutlarına irca edilmiş ve sofistike tasarlanmış çok âkil telefonuna bir lansman elektronik postası gelir. Tabâatî Efendi, bir de bakar ki tanıtım mesajındaki renkli afişte kocaman yazılarla “Son Teknoloji Ürünü E-Kitaplar Basılı Kitapların %75 Aşağı Fiyatına İnternet Ki­tapçılarında!” yazmaktadır. Bunu okuyunca kalbi hızla atmaya, elleri titremeye, boncuk boncuk terlemeye başlar. Sanki tüm bedenine şiddetli bir baskı uygulanıyormuş gibi eğilir, bükülür, büzülür, ezilir.  Zavallıcı­ğın gözlerinden yaşlar elinde tut­tuğu saman kâğıt ve mürekkep kokulu kitabın üzerine tane tane ak­maktadır. Nasıl olur, ama nasıl olur? Yani artık kitaplara dokunamayacak ve onları koklayamayacaklar mı­? Peki ya kitapları elden satın alama­yacaklar mı­? Yani, yani o kitapçılar, o ünlü sahaflar olmaya­cak mı? Meclistekiler Tabâatî Efendi’nin telefonundaki reklamı okuduklarında kahrolurlar. Çok geçmeden kendi telefonlarına da benzer elektronik postalar gelir. Meclisin ileri gelenlerinden biri ayağa kalkar ve

İşveyle naz ile

Kimler yürüdü civarımızdan beyaz ile

Uyuduk uyandık saz ile

Meclis perişân yâr yok

der. Hemen sonrasında Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil âkil telefonların batarya doldurma aletlerinin kablolarıyla kendilerini asarlar. Bu olay üzerine dünyanın her yerinde toplu intiharlar baş­lar; Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil ve bu nesle gönül verenlerin büyük bir çoğunluğu dava uğruna kendi canına kıyar.  Bu olay tarihe kara bir leke olarak damgalanır. -Talihsizce ölen bu insan­lara Allah’tan rahmet,  yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Mekânları cennet olsun. Veleddalin Âmin.-

5

Bu intihar olaylarının varılabilecek en son nokta olduğunu iyice anlayan Plastik Kokulu Nesil büyük bir isyana girişti. Sokaklara döküldüler; ellerinde yazma kitaplar, sa­man kâğıt ve mürekkep kokulu kitaplar ve plastik kokulu kitaplarla eylemler yaptılar. Yürüdüler, haykırdılar, çığırdılar; E-Kitapları cayır cayır yakamadıkları için daha da hırslanıp onlarca teknoloji mağazalarını yaktılar, yık­tılar, yağ­maladılar. Güvenlik güçleri yaşananlara müdahale et­mek zo­runda kaldı; toplumsal olaylara karşı dire­nenlere ve sistemin karşısında durarak eylemlerde bulunanlara müdahale aracı ile insanların üzerine yürüyüp su püskürttü, biber gazı sıktı, sis bom­bası attı. Aksi takdirde şehirler günbegün yerle yeksan olacaktı. Her iki taraftan da yarala­nanlar, ölenler oldu. Fakat en ızdırap verici şey ise Teknolojik Nesil’in hiçbir şekilde Plastik Kokulu Nesil’in yanında olmamasıydı. Bilakis Güvenlik Güçleri’nin arkasında durarak, ya­pılan tüm haksızlıkları meşru göstererek; ortaya atılan tüm yalanla­rın, verilen rüşvetlerin, ça­lınan pa­raların, öldürülen onca masum insanın davalarının üzerini kapatmak için ellerin­den geleni ardına koymadılar. Çünkü Teknolojik Nesil için E-Kitap en ideal kitaptı ve geç­miş ne­sillere hiçbir şekilde saygı duymuyorlardı. Ellerine geçirdikleri, basılı ve yazılı tüm kitapları yakı­yorlar, tüm kütüphaneleri talan ediyorlardı. Peki, peki Plastik Kokulu Nesil’e ne demeli? Onların da diğerlerinden aşağı kalır yanı yoktu. Kamu ve özel alanları yakıp yıkmaları, canlı bombalarla yüz­lerce masum insa­nın ölümüne sebep olmaları… Gücü elinde bulunduranlar ezip yok ederken, zayıf olan ise kendisine yapılan haksızlıkların ne olduğunu idrak etmeden bu haksızlıkların arkasına sığına­rak haksızlık yapı­yor yahut çevresinde kendi gibi düşünen insanlara bu yolda haksızlık yapmanın meşru olduğunu telkin ediyordu. Lakin güçlü ola­nın tamamen insafsızlaştığı, imansızlaştığı raddeye gelindi. Artık Plastik Kokulu Nesil kaça­cak yer arıyor, geriye kalan yazma kitapları, saman kâğıt ve mürekkep kokan ki­tapları ve plastik kokulu kitapları saklamaya çalışıyorlardı. Kimisi evlerindeki dö­şemelerin altına giz­liyor, kimisi top­rağın derinliklerine gömüyor, kimisi dağlardaki mağaraların içine saklı­yordu. Hatta evdeki duvarlar yıkılıp beton blokların içine saklanmış nice kitaplar sayfaları­nın arasına konulmuş bir kitap tılsımı olan “Kebikeç Duası” ile farelerin, hamam böcekleri­nin ve kitap kurtlarının insafına bıra­kılıyordu. Artık büyük bir korku imparatorluğu oluştu­rul­muştu. Çoğu zaman kimse kitaptan söz aça­mıyor artık herkes gizliden gizliye kitap bakı­yor, kokluyor ve onlara dokunuyordu. En sonunda bu kargaşa, dinî kitaplarda sıklıkla adı geçen ve yüzyıllardır beklenen Kitap Mehdisi’nin gelmesi ile son buldu. Nasıl mı oldu bu peki? Bunu da hikâye edeyim de dinleyin:

6

Günlerden bir gün Teknolojik Nesil ve Güvenlik Güçleri ile oluşturulmuş bir birlik Plastik Ko­kulu Nesil’in gizlice düzenlediği yazma kitap,  saman kâğıt ve mürekkep kokulu kitap ve plastik kokulu kitap seyredip, koklayıp ve dokundukları bir meclise gece yarısını geçkin el ayak çekilmiş bir saatte baskın düzenle­di. Bu baskının yapılacağı istihbaratını Plastik Kokulu Nesil almıştı ve meclise patlayıcı yerleştirmişti. Patlamada yüzlerce insan hayatını kaybetti. Meclisin içi dışı karıştı. Büyük bir kargaşa ortaya çıktı ve çok kanlı bir gece yaşandı. Bütün şehri bir kaos aldı gö­türdü. Haklı haksız tutuklanan­lar, yaralananlar, ölenler... Binlerce Plastik Kokulu Nesil katledi­lirken diğer taraftan da ölenlerin sayısı az değildi. Kargaşa internet, sosyal medya ve uydu aracılığıyla adım adım tüm dün­yaya yayılıyordu. Bu kanla, öfkeyle ve nefretle devam eden günün şafağı sökerken dünya birden durdu. Bütün herkes dünyanın merkezine doğru savruldu. Aman Yarabbi! Neler oluyordu? Herkes ayağa kalkmaya çalışı­yordu. Bu nesiller bir de ne gör­sün! Güneş batıdan doğuyordu. Herkesin diz­lerinin bağı çözüldü. Gök­yüzünden Kitap Mehdisi’nin aşağı doğru süzüldüğünü gördüler. Kitap Mehdisi dünyanın merkezinde yüksekçe bir yere çıktı ve tatlı tatlı konuşmaya başladı. Onun sesi kor­kudan tir tir titreyen bütün in­sanların yüreğine su serpti. Kitap Mehdisi şöyle buyurdu:

‘Rahman ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle... Hamd o âlemlerin Rabbi, o Rahmân ve Rahîm, o hesap gününün maliki Allah’ın hakkıdır. Ey İnsanoğulları!  Ey zavallı Âdemoğulları! Ben ki evvelini ahirini yaşamış, Yüce Allah Teâlâ tarafından ebedî âlemlerden siz fani kulları ikaz etmek için muhtar olun­muş, sizlerin Kitap Mehdisi olarak zikrettiği kişiyim. Hakikatte bu elîm günleriniz hiç şüphesiz basire­tinizin ve gönül gözünüzün bağlanmasından kaynaklanmaktadır. Bazı vaziyetleri telakki edemeyişi­niz, en ehven mevzularda dahi mutabık olamayışınız; fitneyi, fesadı her daim ve muttasıl olarak kö­rükleyi­şiniz; muhakkak ki ‘işitme’, ‘görme’ ve ‘idrak’in takfu’dan mesul olduğunu bildiği­niz hâlde hakkında ilminiz olmayan şeylerin ardına düşmeniz, onları açıklamaya çalışmanız; ‘ne­den’ini, ‘niçin’ini sorgu­lamadan inandırıldığınız ve inandığınız bu gerçekleri şeksiz ve şüphesiz kabul edişiniz ve bunlara sımsıkı tutunarak sonuna kadar bu sözde gerçekler için ölümüne savaşma­nız, öl­dürmeniz yahut ölüm­lere, haksızlıklara, zulümlere göz yummanız şüphe yok ki sizleri bu rad­deye, beni ise gaip zamanlar­dan bu zamana getirdi. Şimdi kulağınızı açın da kelamımı bari iyice anlayın.’ dedi ve Kitap Mehdisi ilk olarak Teknolojik Nesil’e şöyle buyurdu:

 ‘Ey, Teknolojik Nesil! Filhakika Plastik Kokulu Nesil’den öğreneceğiniz o denli malumat var ki, ne­den­dir onlara bu tenafürünüz,  anlaşılamamakta... Hâlbuki geçmişte bu densizliği ne Yazma Eser Nesli ne Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil ne de Plastik Kokulu Nesil yapmıştı. Bu nesiller birbirle­rine tevazu göstermiş, ke­netlenmiş, müsamahalı, saygılı ve sabırlı olmuşlardı. Şu an sizlere düşen va­zife ise on­lara olan bu hasmane tavırlarınızı nihayete erdirmenizdir.

Teknolojik Nesil yaptıkları hatanın çok geç de olsa farkına vardılar. Yaktıkları o kadar kitabı geri ge­tiremeyeceklerini anladıkça kahroldular. Mehdi Plastik Kokulu Nesil’e ise şöyle buyurdu:

‘Ey Plastik Kokulu Nesil! Peki, sizler ki maziyi tecrübe etmiş birer şahıs olarak, bu meşakkatli süreçte Teknolojik Nesil’i neden anlamaya çalışmadınız? Yazma Eserler Nesli, Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil’e, Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu Nesil ise sizlere böyle mi davrandı? Onların da kayıpları oldu, onların da canları gibi cananları gibi sevdiği ağabeyleri, ablaları, dostları vefat etti. Hem sizler teknolojik aletleri kullanmıyor musunuz? Hepinizin evlerinde son model teknolojik cihaz­lar yok sanki! Sizden önceki Saman Kâğıt ve Mürekkep Kokulu nesil hatta Yazma Eser Nesli’ne ne de­meli? Sanki onlar kendi dönemindeki teknolojik aletleri kullanmadı mı?’

Plastik Kokulu Nesil de verdikleri büyük zarardan, arkalarında bıraktıkları enkazdan, kısaca yaşanmış onca olaydan büyük bir pişmanlık duydu. Hakikatte bütün kavganın cehalet, cehaletin biriktirdiği kibir, kibrin mahsulü hırs ve hırsın doğum sancısı inat uğruna yaşandığını her iki nesil de anladı. Bü­tün nesiller kucaklaştı. Herkes birbirinden özür diledi.

Bu esnada Plastik Kokulu Nesil’in ileri gelenlerinden birisi Kitap Mehdisi’ne kafasına takılan çok önemli bir soruyu sormak için izin istedi:

‘Peki, Ey Yüce Kitap Mehdisi! Söyler misin bize, eskisi gibi kitap mı basmalı yoksa E-Kitap mı üret­meli?’ Mehdi, bu zata, güzel sorusu için teşekkür etti ve suali şu şekilde cevapladı:

‘Ey Eski ve Yeni Nesiller! Bu vakitten sonra Plastik Kokulu Nesil’i E-Kitapa alıştırmak zor. Hâliyle bırakın on­lar basılı kitaplarla ilgilenmeye devam etsin. Teknolojik Nesil ise basılı kitapları iyi bir şe­kilde muhafaza etmekle birlikte bunları elektronik ortama aktarsın. Yeni gelen nesle ise E-Kitap alış­kanlığı kazandırılsın. Böylelikle Plastik Kokulu Nesil terk-i dünya eylediklerinde Teknolojik Nesil ve ardından gelecek olan yeni nesiller E-Kitapla hemhal olsun.’

Ve Mehdi tüm insanlığa vermesi gereken asıl öğütleri vermek için gökyüzünde birden bire zuhur eden minbere çıktı ve şu sözleri irad etmeye başladı:

‘Ey İnsanoğlu! Ey Eski Nesiller ve Yeni Nesil! Kitaplar; istibdatçı iktidarlar, rejimler ve müstebitler yüzünden toprağın altına gömülmek, mağaralarda hıfzedilmek için kaleme alınmamışlardır.  Anlaşı­lacağı üzere her kitap ayrı bir âlemdir ve eğer sizler bu kitapları yakarsanız veyahut farklı yollarla imha ederseniz yaşayacak başka bir dünyanız kalmayacaktır. Ayrıca insanların sırf kitaba bakma, do­kunma ve koklama fetişizmini gerçekleştirmesi için onca kitabı basmak, sırf bu yüzden o kadar ağacı kesmek ve bunları keserek bu ağaçların üzerinde yaşayan onlarca canlıyı dolaylı yoldan yok etmek mubah mıdır? Hammaddeniz olan cihanı bu denli basit bir mesele sebebiyle yok etmek mubah mıdır? Yeni nesle yavaş yavaş E-Kitap alıştırmanın ne kabahati olabilir ki!  Bırakın onlar bu kitapları kıraat etsin, kıraat etsin ki Yaratıcının vücuda erdirdiği sayısız mevcudiyet ve hüsün yok olmasın. Dünya yaşanabilir olsun. Herkes barış ve huzuru tatsın.

Ey İnsanoğlu! Ey Eski Nesiller ve Yeni Nesil!  Size son kelamım şudur ki kitaplar fetişist gibi “bakıl­mak”, “koklanmak” ve “dokunmak” için değil “okunmak” için vardır. Lütfen yüzyıllardır seyretti­ğiniz, kokladığınız ve dokunduğunuz, ipek şiltelere sardığınız, içindekileri okumadan inandığınız veya inandırıldığınız tüm kitapları artık bir zahmet okuyun. Okuduğunuzda göreceksiniz dünya ne kadar da güzel bir yer hâline gelecek.’

 Kitap Mehdisi gözleri kamaştıran bir nura büründü ve gökyüzünün müphem derinliklerine doğru yük­selerek kaybolup gitti. Herkesin gözlerinden giryeler boşanmıştı. Çok hüzünlü ve duygusal anlar yaşa­nıyordu. Ölen kişiler üzerine dualar okundu, ilahiler söylendi. O anda nesiller arasında güzel dostluk­lar ve arkadaşlıklar kurulmaya başlandı; tıpkı geçmiş nesillerde olduğu gibi... -Bu olaylarda talihsizce ölen insanlara Allah’tan rahmet,  yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Mekânları cennet olsun. Veleddalin Âmin.-

Hatime

Evet, Efendim! Artık hikâyemizin nihayetine erişmiş bulunmaktayız. İmdi, sizlere de malum olduğu üzere, yaşanan bunca olaydan, gelinen bu noktadan sonra tabiî ki dünyamız güllük gülistanlık bir mekân ol(a)madı. İnsanoğlunun büyük bir kısmı Kitap Mehdi’sinin sözlerini anlamak şöyle dursun, üzerine kastî yahut gayr-ı kastî her bir kelimesini de yanlış yorum­ladı, on binlerce kitap yazarak bu kitaplarda ya Mehdi’nin yukarıda geçen sözlerini çarpıttı ya da bu kitapları onun zikretmediği sözlerle doldurdu; bunları da Mehdi zikretmiş gibi in­sanlara inandır(t)maya çalıştı. Bunda da oldukça başarılı olundu. Tabii bu durumdan her grup çıkar sağlama peşine düştü, hep menfaat varvarasına girişti. En acıklısı ise yine bu ki­tapları hiç okumadan söylenenlere, yazılan ve çizilenlere inananların durumu oldu. Ve sizlerin de bildiği ve anladığı üzere ne yazıktır ki bu vaziyetler hâlen devam etmekte.

Bu hikâyeyi nihayetine kadar okuma sabrı ve sa’yi içinde bulunan

sevgili karilerime en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

ÂFÂKÎ YUNUS EFENDİ

Paylaşınız:

Volkan Gemili

Volkan Gemili

1985, Mersin doğumlu. Ankara Anadolu Özel Arı Lisesi mezunu. Lisans ve yüksek lisanstan Erzincan Üniversitesi’nden mezun. Bitirme tezini ve yüksek lisans tezini Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalından verdi. Bitirme tezinde “Postmodernizm ve Portmodern Kavramlar”, yüksek lisans tezinde “Ahmet Mithat Efendi’nin Roman ve Hikâyelerinde Roman Tekniği Üzerine Düşünceleri” konularını çalıştı. Şu an ise Erzincan Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı, doktora öğrencisi...  Mesleği, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Evvela liselerde yaptı bu mesleği. Şu sıralar ise Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretim görevlisi. Dergah, Güncel Sanat, Telgraf gibi dergilerde öykü ve eleştirel denemeleri yayımlandı. İnceeleyen, Okumakayrıcalıktır ve Mavimelek gibi edebiyat sitelerinde öykülerini yayımladı.  Güncel Sanat ve Turkish Studies gibi uluslararası hakemli dergilerde akademik çalışmaları yer almaktadır. Lakin Yayınlarından 2014’te çıkmış “Memleket Küçük Hikayeleri” isimli akademik bir çalışması vardır. 

 

 

 

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN