Hulusi Bey

Hulusi Bey

Nostalji

Adadaki evin salonunda eski, neredeyse antika diye nitelendirebileceğim, belki de gerçekten antika değerine sahip koltuk takımının altından ahşap bir kutu çıktı. Hulusi Bey bu kutuyu bir daha ki ziyaretimde bana vermeyi planladığını söylemiş, ancak işler planladığı gibi gitmemişti. Belki yazımla alakalı birkaç farklı bilgi edinebilirim düşüncesiyle, iş başa düştü diyerek gelip, güç bela bir çilingirle eve girip, sonra bu tıka basa dolu ahşap kutuyu yanıma aldım. Çilingire kapıyı kapatmasını söyledim kucağımda kutuyu dışarı kapatırken. O da benim bu dileğimi yerine getirdi. Bir yanıyla bir çilingirin bir kapıyı kapatması iş ahlakına aykırı gelmişti o sıra gözüme. Ama buna değinmeyeceğim. Bunun yerine kutudan çıkan eski bir kaseti duyduklarım kadarıyla aktaracağım:

Hocam hoş geldin! Aman merdivene dikkat hanım bahçeyi sularken oralara da su döktü düşme e mi? Doğru fayans değil ama beton, ıslak vesaire derken... Ne bileyim ya hu düşme işte. Köşeden gel bak çamur olmasın ayakların. Güllerin dikenine de dikkat et! Otur otur. 

Hava çok güzel… Kemiklerimizi ısıtmaya çıktık işte. Yaşlanınca böyle oluyor, daha çabuk üşüyorsun. Değil mi hatun? Hah! Duymadı. Bizde temmuza kadar yorgan döşek devam… İhtiyarladık işte. Eski güçten kudretten eser kalmadı. Gerçi ben gençliğimde de öyle kuvvetli biri değildim. Delikanlıydık beyhude çok iş koşturduk ama sonrasında sızlanmıyorduk yine de. Bilirsin işte… Seni gördüm sokakta bir koli taşıyordun, kim bilir ne ağırdır o koli, taşırken zorlanmışsındır elbet, ama akşam eve gidince gün içinde taşıdığın o koli aklına bile gelmedi değil mi? Öyle ya, gelmez. Ben daha şu sandalyeden kalkarken “Aman bir yerden ağrı saplanmasın da kıvranmayalım!” diyorum içimden. Peh hey öyle. Peki, pişman mıyım? Yok vallahi. Memnunum halimden. Her yaş ayrı güzel be hocam. Ne diyordu Nietzsche “Acı çekmek tıpkı mutlu olmak gibi sizin hayatınıza bir şey katmaz ya da eksiltmez hayatınızdan bir şey. Öyleyse acının da tadını çıkar!” Bu minvalde düşünüyorum. Sen daha evlenmedin, çoluk çocuk da yok dolayısıyla. Evlenmek sevince, sevinç katıyor zamanına. Aman neyse ben seni sıkıyorum böyle boşboğazlık ederek. Susayım iyisi mi… Biraz da böyle çenem düşüyor insan görünce. Hiç dikkat etmiyorum ki karşımda kim var, memnun mu sohbetten. Yaşlan, evlen hele bi' zaten öğreneceksin öyle değil mi ya? Sen pek nazik adamsın hoca efendi, öyle elini göğsüne vurup estağfurullah diyerek alçak gönüllülük ediyorsun. 

Madem öyle ne diyordum, tabii, evet sevmek! Tahayyül et diye detaylıca anlatayım. Bundan elli üç sene evvel o zamanlar yüksek mektep son sınıfta talebe iken tanıştım ben hatunla. Anladın ya aklı beş karış havada, daha eli ekmek tutmayan haytanın biriydim. Geziyoruz tozuyoruz, sohbetler mi dersin, bakışmalar mı? Şimdi siz nasıl flört ediyorsunuz bilmem, o zamanlar yapacaklarımız hepi topu bu. Hanım gel gel, hocaya sana evlilik teklifimi anlatıyorum. Ya hu çayı bir beş dakika sonra yap ne çıkar. Ha hay vallahi doğru söyledin pekala, fazla oyalanma mutfakta özlüyorum biliyorsun. Velhasıl o vakitler rahmetli babamın, dostlar sağ olsun, geliri hakikatli bir rakam. Şimdiyle kıyas edemiyorum. Muhasebe etmek gavur memleket parasını çevirmek kadar zor geliyor inanır mısın hocam? Neyse ne efendim benim de cebime haftalık iyi bir miktar ateşliyordu. Ateşlemek, yani haftalık para veriyordu ya hu. Bir gece vakti, düşünürken geleceğimi, hayallerimi sıralarken kafamda, uyuyamadığım için belki nedensiz, bir anda hafakanlar bastı beni. Fırladım yataktan, sağa sola yürüyorum odanın içinde. Ama nasıl canımı bu denli sıkan şey mücessem gözükse, öfkeyle boğazına sarılacağım. Geleceğimin görünüşte güzel olsa dahi ruhunu sıyırmışlar, besbelli böyle hissediyorum. Balığın derisini bıçakla etinden sıyırırsın da bir tarafta gümüşi ince deri, öte tarafta besili ve fakat renginden sebep belki cezbedici olmayan et kalır, keyfin kaçar, doğrusu bunun duygularda yerini tutan bir karşılığı yok, hissettiğim de bu nitekim. Ben düşüne düşüne o geceyi sabah ettim. Gözlerin altı şişmiş, içi kan çanağı, mektep yoluna düştüm. Sonra okulda hanımı gördüm. Ama ne gördüm! Bin asır kör dolaşmışım da aniden gözlerim açılmış gibi gördüm. Doğduğum büyüdüğüm muhitte yarım asırdır göğe destek olan çınar ağacını ilk defa fark etmiş gibi gördüm. Mukaddes emanetlerden birini miras yoluyla edinmişim de kaybetmişim, sonra gel zaman git zaman günlerden bir gün her vakit sırtımdan düşmeyen paltomun cebinden çıkmış gibi gördüm. Anlıyorsun ya, dedim ki içimden bre ahmak sen geleceğin ceset diye dövündün durdun, ruhun gözünün önündeymiş ne duruyorsun, git yakala elinden, dök içini ne kaybedersin sanki! Hocam şeker atıyor muydun? Açalım mı biraz demini? Hanım kahve yapmaya gitti, ben çay içemiyorum uzundur. Bilir hanım, şimdi ben ona nasıl evlilik teklif ettiğimi anlatırken başkalarına utanıyor, kaçmaya bahane arıyor. Gülme öyle bıyık altından hoca, anlatmam vallahi sen de meraktan çatlarsın. Hmm ben gittim hanımın yanına, arkadaşları var, mektep zaten kalabalık, çok insan var, şimdi o kadar insan yok etrafta, şükür var olsun dediklerimiz varlar daima. Gittim yanına "Bak!" dedim, "gidiyoruz, bitiyor bir dönem, artık kim öle kim kala, tekrar ne zaman rastlaşırız Allah bilir, gel sen bana söz ver, ben de sana söz vereyim, kısmetse bir iki seneye kalmaz beraber geçsin ömrümüz…" dedim. Şaştı tabi. Böyle pat diye söyledim. Daha önce bir iki kere lafını etsem hazırlıklı olurdu. Ama yok. Canım yavrucak durdu. Latife yapıyorum sandı. Güldü. Eh nihayetinde açıklamak gerek, anlatmak gerek. Ama bende nerede o sırada o incelik. "Dedik ya işte!" diyerek bir de üste çıkmaya çalışıyorum. Dışarıdan başkası görse saatlerce güler o zamanki halime. Hah. Ben de şimdi şimdi gülüyorum sorma. Baktım olmayacak gibi. Anlaşamıyoruz düpedüz. Kendimden de, isteğimden de eminim öte yandan. Yüksek perdeden, bağırarak işte, "Benimle evlenir misin diyorum ya hu çıldırtma adamı?" deyiverdim. Cinlerim tepemde. İnsanlar susmuş. Bizim hanım ne yapacağını şaşırmış. Bir an dünya mı durdu yoksa hareket eden her şey bize mi dikkat kesildi? Ardından çat! Hatun yapıştırdı tokadı. Ekledi: Ne münasebet! Yıllarca görüşmedik. Şimdi evliyiz. Ara ara aynı esprileri yaparım, o ilk kezmiş gibi güler, o güldükçe her şey yeniden renklenir, bambaşka parlar dünya. Ellerine sağlık hatun, yüreğine, gülüşüne sağlık, hep var ol e mi? Maşallah de hoca, Allah nazardan saklasın de, gülerek bakma öyle bize. Nazara da inanırız, cine de, ama duaya da inanırız. Gülmekle kalma hoca.

 

Paylaşınız:

Muhammet Sevra Durmuş

Muhammet Sevra Durmuş

Kasım ayının ilk haftasının son demlerinde İstanbul'da doğdu. Bütün tahsil hayatı aynı şehirde muhtelif okullarda, spor salonlarında, mahallelerde geçti. Lisansı felsefe alanında olup yüksek lisansı halen sürmektedir. Eskrimde minikler Türkiye üçüncülüğü, karetede mavi kuşağı, poligonda %80 başarılı atış oranı bulunmaktadır. Güzel olan her şeye meftun olduğu bilinmektedir. Amatör olarak pipo, pul, para koleksiyonu oluşturdu. 10'dan fazla ülkeye gitmiş olmasını, yetiştirdiği gardenya bitkisini ve sahip olduğu dostlarını en büyük başarıları olarak gördü; yerli yersiz her ortamda bu başarılarını dile getirdi. Şimdilik ölene kadar hayattadır.

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN