KIŞ VE SANAT

KIŞ VE SANAT

 

Battal, karlı dağların ardından ağlaya ağlaya koşup gelmektedir. Bembeyaz düzlüğün bitiminde bir şehir çıkar karşısına: Kars. Meczuptur Battal. Bir kış gününde geldiği bu şehirde yaşadığı olaylar Reha Erdem’in kamerasından izleyiciye fantastik bir dille aktarılmıştır. Battal şehri yine ağlayarak koşa koşa terk eder ve ardına bile bakmadan bembeyaz düzlükte kaybolur gider. Bir taşra sıkıntısıdır Battalınki. Kış mevsimiyle özdeşleşen bir yalnızlık, bir yalıtılmışlıktır onunkisi. Reha Erdem Kozmos adlı filminde Battal adlı karakter aracılığıyla kış mevsiminin bir taşra şehrindeki atmosferinden yararlanarak, günlük hayatın derinlerde saklanmış ama ani bir çizgidışılıkla tuzla buz olacak yüzeyselliğini sinemaseverlere aktarmıştır. Kış, bu filmde adeta kendi iç dünyasına hapsolmuş bireylerin genel durumunu yansıtan bir dekor olarak kullanılmıştır. Keza Kars şehri gerek sinematografik görünümü gerekse edebi açıdan kullanıma değer sosyolojik yapısı nedeniyle birçok filme ve kitaba mekan olarak hizmet etmiştir. Orhan Pamuk’un Kar adlı romanının Kars odaklı toplumsal ve çevresel işleniş biçimi de sanatsal açıdan bu kış şehrinin dikkate değer bir mekan olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir.

 

Kış mevsiminin bir dekor olarak kullanıldığı bir başka film ise Nuri Bilge Ceylan’a ait Kış Uykusu’dur. Bu filmde de Kapadokya odaklı mekan kullanımında kar ve kış olgularının dekoratif perspektife yansıtılması, karakterlerin ruhsal ve davranışsal yansıyış biçimlerinde hayli etkili olmuştur. Karakterlerin kışın soğuk yüzünü takınmaları, bu dekoratif perspektifi filmin önemli bir yönü olarak izleyiciye hissettirmiştir. Yine Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak adlı filminde kar ve kış olgusu karakterlerin iç sıkıntılarının dışa yansıyış biçimi şeklinde kullanılmış, karakterlerin yalnızlık durumlarının bir şekilde kış mevsiminin mecazi anlamlarıyla bağdaşır halde kullanımını ve izleyicinin de bu bunaltıcı atmosferde empatik hislerini tetikleyici bir rol üstlenmesini sağlamıştır.

 

1978 yılında çevrilen  Halit Refiğ imzalı Yaşam Kavgası adlı filmde de bu kez Kuzeybatı’ya ait bir şehir olan Zonguldak, kış mevsimi betimlemesine mekan olarak gösterilip filmin arkaplan vurgusuna hizmet etmiştir. Fakat bu kez kış mevsiminin karsız ama yağmur ve soğukla birlikte yansıyan görüntüsü bu mevsimin karakterler, olaylar ve filmin vermek istediği mesaj üzerindeki etkisine katkıda bulunmuş, ortaya sinematografik anlamda eşsiz görüntüler çıkarmıştır.

 

Kış, sanatsal yaratılar üzerindeki etkisini her zaman sürdüregelmiş, yazın; sakin ve dingin, ilkbaharın ümitledirici, sonbaharın ise hüznü çağrıştıran basmakalıp yargılarına derin bir kederi imleme açısından her zaman baskın olmuştur. Bugün Rus edebiyatına baktığımız zaman büyük Rus yazarlarının eserlerinde kışı; karakter ve olaylar üzerinde olmazsa olmaz bir unsur olarak kullandıklarını görebiliriz. Bugün hangimiz Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’ini, Tolstoy’un Tipi’sini, Gogol’ün Palto’sunu veya Puşkin’in Yüzbaşının Kızı adlı eserini kışın kederli ve içe yönelten havasından ayrı düşünebiliriz? Bu büyük eserler kış ülkesinde yaşayan bu büyük yazarlarca bu mevsimin bir kader olarak varsayıldığı bir kültürel altyapıdan esinlenilerek yazılmıştır. Kışın kişi üzerindeki psikolojilk etkisi en iyi bu eserler aracılığıyla verilmemiş midir okura? Keza Andrey Tarkovsky’nin hemen hemen bütün filmlerinde kullandığı mekanlar bize kış mevsiminin durağan, kıpırtısız havasını vermez mi?

 

Bizim edebiyatımıza baktığımızda Ferit Edgü’nün Hakkari’de Bir Mevsim adlı eserinde, ülkenin geri kalmış bir şehrindeki bir öğretmenin kış mevsiminin getirmiş olduğu maddi-manevi tahribatları en derin şekilde yaşadığını göz ardı edebilir miyiz? Kışın, taşrada meydana getirdiği zorlukların kendi doğup büyüdüğü görece büyükşehirdeki kış mevsimindeki yaşayış biçiminden oldukça farklı olduğu gerçeği hepimizi bu mevsim hakkında bir kez daha düşünmeye itmez mi?

 

Knut Hamsun o büyük eserleri, İskandinav coğrafyasının kaderi haline gelmiş olan kış mevsimi atmosferi altında yazmış ve böylelikle bu eserler nobel edebiyat ödülünü getirirken İskandinav edebiyatının da sagalardan ibaret olmadığını, modern roman anlamında belirli bir yetkinliğe ulaştığını gösterir. Gerçi günümüzde İskandinav edebiyatının bu coğrafyada yaşamanın ve belli bir üst gelire sahip olmanın sonucu olarak sadece polisiye ve melankolik vurgularla örülü eserlerle adını duyurması da ayrı bir inceleme konusu olabilir. Bu inceleme de bu coğrafyada yaşayan insanların intihar etme ve yaşama doyma noktasındaki konformizi bağlamında değerlendirilirse daha doğru çıkarımlar sağlanabilir. Kjersti Skomsvold ve nobel ödüllü Tomas Tranströmer gibi isimler, bu kış coğrafyasının günümüzdeki en önemli yazarları olarak göze çarpsa da bu coğrafyanın kış mevsimine dair mekansal kullanımı günümüzde önemini bir bakıma vurgusunu bir hayli yitirmiştir.

 

Kış mevsiminin şiire yansıyış biçimleri de hem evrensel hem de ulusal bağlamda dikkate değer biçimde bizlerin dikkatinden kaçmamalıdır. Bugün kış deyince kaçımız Cenap Şahabettin’in Elhan-ı Şita’sını, Dranas’ın Kar’ını hatırlamayız? Keza Turgut Uyar’ın:

“başarısız boktan bir kış geçirdik / kanımız bile doğru düzgün akmadı / bir sürü çocuğu öldürdüler.” Mısralarını okuyunca yine kış mevsiminin vermiş olduğu iç sıkıntısıyla yüzleşmez miyiz? Kışın bir mevsim olarak değil bir kader olarak yaşandığı coğrafyalarda bıyığı buz tutan her babayiğidin gönlünün cehennem sıcağında bir düş perisini sakladığını bilmez miyiz? Nice türkülerde mekan olarak kullanılmış “Karlı Dağlar” vurgusu hangimize bir yalnızlığı, bir uzaklığı çağrıştırmaz?

Adnan Sayım

Paylaşınız:

Adnan Sayım

Adnan Sayım

Erzurum'da doğdu. Alnıma İnen Satırlar adlı bir şiir kitabı ve Geceleri Ölmek adlı bir hikaye kitabı var. Hala yaşıyor...

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN