KOCAKARI GÜNCESİ - II

KOCAKARI GÜNCESİ - II

Evdeki hesap görülürken çekiştirilen kundağımdan düşen paralar yüzünden annemin kendini savunmasına gerek kalmadan hüküm verilmiş.

O zamanlar erkeğin beyanı esasmış.

Gidenin yerine yenisi alınmak suretiyle ailenin korunduğu oluyormuş demek!

Annem bu beyandan, olabilecek en iyi ihtimalle, yani yanına canımızdan başka hiçbir şey götürmemek koşuluyla kurtulmuş. Böylece çaresizliğin en koyu olduğu o demde, ilk defa tam da ihtiyacı olan şeyi, belirsizliğe yol alma cesaretini bulmuş; Ben ağlamaya devam ederken, o her şeyi ardında bırakıp gitme çılgınlığını planlamış.

Zavallı annem…

Yaşadıklarını anlatmaktan kaçınmasına rağmen bazı zamanlar merakımı doyurmak için ona ne kadar da zulmetmiştim. Kim bilir, belki o da benim gibi hatırlamıyordu bazı şeyleri. Hatırlamamayı başarmasına müsaade etmeyerek nasıl da çocukluk etmişim! Kulağındaki küpeleri satıp buralara kadar gelebildiğini, yol boyunca ağlamaya devam ettiğim için sabrının tükendiği bir anda bana sarılarak gürültüyle ağladığını ve bu sayede çevremize yaydığımız matemin ilk kez işimize yaradığını öğrenmiş olmam, anneme unutmak istediği kasvetini hatırlatmama değer miydi?

Bilmiyorum. Ama bütün bunları bilmeseydim bu sefer de Freddie Houston’ın hayatımıza nasıl olup da dâhil olduğunu bilmek isteyecektim. Gerçi, Mr. Houston’ın kim olduğunu ne ben ne annem hiçbir zaman tam olarak bilebilmiştik. Biz, sadece onun bilmemizi istedikleri kadarına vakıftık ve bu durum, hala sonlanmayan ömrümün şu anına kadar değişmedi. Bir türlü sonu gelmeyen ömrümün bazı dönemlerinde onun kim olduğunu anlama çabalarım olduysa da sonuç hep aynıydı.

Dr. Freddie Houston…

Ağlayan bebeğe ve annesine acımış.

Dr. Freddie Houston bizimle aynı trende yolculuk ediyormuş.

Dr. Freddie Houston genç bir adammış.

Dr. Freddie Houston esmerden de öte simsiyah bir adammış -annem, zenciliğin Mr. Houston’a has bir şey olduğunu sanıyordu.-

Dr. Freddie Houston beni kucağına almak istemiş.

Annem ilk kez siyah bir ten görünce ışık görmüş tavşan gibi öylece kalmış.

Dr. Freddie Houston’ın düzgün bir Türkçe ile kendini tanıtıp eğer müsaade ederse beni muayene edebileceğini söylemesi bile annemi kendine getirmemiş lakin yolcuların homurdanmaları annemi daha uysal davranmaya mecbur ediyormuş.

Dr. Freddie Houston kundağı açmış.

Öte çevirmiş, beri çevirmiş, acelesiz bir şekilde düşüncelere dalmış. O sırada iyice ayyuka çıkan ağlamalarım birkaç yolcuyu daha başımıza toplamış.

 Dr. Freddie Houston düşünmeye devam etmiş.

Yolcular ne yaptığından emin olduğu son derece belli olan zenci doktoru görünce seyirci kalmayı sürdürmüş.

Annem “üşüdü bebek” diye düşünürken Mr. Houston bizi öylece bırakıp çıkmış. Bu duruma yolcular da annem kadar öfkelenmiş ama doktorun elinde demir telinden bir elbise askısıyla geri döndüğü görülmüş.

Dr. Freddie Houston askıyı önce uzun düz bir tel haline getirmiş. Sonra o teli, sol kolumu hem yana hem hafifçe arkaya sabitleyecek şekilde koluma sarıp sarmalamış.

Zaten doğduğumdan beri kapanmak bilmeyen ağzıma küçük bir şişeden biraz şurup dökmüş.

Dr. Freddie Houston çok yorulmuş.

Cebinden çıkardığı temiz mendille siyah alnının terini silmiş. Sonra anneme yaptığı bu işlemin bozulmaması gerektiğini öğütlemiş. Şimdi biraz dinlenecekmiş, dönecekmiş.  Annem ne bebeğinin omuz distosisi olduğunu ne de doğum sırasında oluşan bu hasarın tedavi edilmeye çalışıldığını biliyormuş. Onu yalnızca çaresizlik uysallaştırmış. Küçük annem yumuşak başlı bir kadınmış. Herkes ona öyle söylermiş.

Dr. Freddie Houston saatler boyunca kim bilir kaç kez geri dönmüş. Biz uyumuşuz. Yolculuk bitene kadar hep uyumuşuz. Tren durana kadar uymuşuz.

Biz günler sonra ilk kez uyumuşuz!

Tren durunca küçük annem uyanmış. Nerede olduğunu, başından nelerin geçmekte olduğunu hatırlaması zor olmuş.

Küçük annem Dr. Freddie Houston’ı tekrar görmüş. Ona teşekkür etmek istiyormuş ama derdi o kadar büyükmüş ki bunu sadece minnettar bakışlarla yapabilmiş çünkü küçük annem hiç bilmediği bu şehirde nereye gideceğini ve ne yapacağını bilmiyormuş.

Dr. Freddie Houston koluma uyguladığı müdahalenin geçici olduğunu söylemiş.

Eğer titizlikle tedavi edilmezse ilerde hasarın daha da büyüyeceğini haber vermiş.

Annem ağlamış.

Çaresizlik annemi ağlatmış.

Annem yalvarmış, lütfen, demiş küçük annem.

Annem Dr. Freddie Houston’a yalvarmış.

Beni tedavi etmeyi zaten en başından kabul eden Freddie Houston’a yalvarmaktan hiç gocunmamış.

Birlikte çok yürümüşler.

O gün ilk kez İstanbul kalabalığı ile tanışan annem, aslında büyük bir miting alanının kenarından yürümekte olduğunu günler sonra öğrenmiş. Kalabalığın içinden bazıları Dr. Freddie’yi görmüş ve saygıyla selamlamış. Kimileri düşmanca bakmış. Hatta bir an Freddie Houston yuhalanmış.

Kalabalık annemi ve kucağındaki sakat bebeği fark etmeyecek kadar meşgulmüş.

Kalabalığın ortasında kocaman siyah bir bayrak varmış.

Dr. Freddie Houston, bayrakla örtülmüş kocaman kürsüye çıkmaya hazırlanan bir kadına başıyla selam vermiş.

Kadın kalabalığın kendisine açtığı yoldan kürsüye çıktığında biz alandan uzaklaşmayı sürdürmüşüz…

 

Part 2

19.12.2019

 

Paylaşınız:

Fatmanur Peçe

Fatmanur Peçe

1985 yılında rize de doğdu. Hâlâ yaşıyor.

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN