KORONAVİRÜS KAPSAMINDA YENİ NORMALLEŞME SÜRECİ  VE GÖBEĞİMİZİN ANORMAL GİDİŞATI

KORONAVİRÜS KAPSAMINDA YENİ NORMALLEŞME SÜRECİ VE GÖBEĞİMİZİN ANORMAL GİDİŞATI

*Salgının en vahim dönemindeyiz belki de. Her gün yapılan açıklamalarda kaç kişinin hastalandığını kaç kişinin öldüğünü öğrendiğimizde artık birkaç ay öncesindeki gibi şaşırmıyoruz. Ölüm haberleri duymak rutin bir hal aldı bizim için. En yakın çevremizde bile karşılaştığımız bu hastalığın bizi bambaşka bir ruh haline sürüklediği aşikar.

 

*Ben de salgının ilk günlerinde herkes gibi nasıl bir şey içine düştüğümüzü bilemez haldeydim. Ardı ardına yapılan açıklamalara kulak verip ‘acaba bundan sonra ne olacak’ sorusunu sorup duruyordum kendime. Herkesin farklı bir önlem alma çabası varken ben de eşten dosttan duyduğum önlemleri uyguladım ve günbegün de bu önlemler değişerek bambaşka hallerde tezahür edip durdu. Hala bu illetten tam ve kesin olarak nasıl korunabilirim, açıkçası bilmiyorum.

 

*İhtiyaçtan dolayı nadiren dışarı çıktığım günlerde etrafımdan gelip geçen maskeli insanları görünce her defasında şaşırıp bu durumu anlatabilecek en iyi ifadeyi bulamamaktan büyük bir acziyete düşüyorum. Ama her seferinde de bu vahim tablonun karşısında içimde Yeni Türkü’nün Maskeli Balo adlı şarkısı çalıyor. Nedendir bilmem.

 

*Salgın başladığından beri evde çalışıyorum. İşyerimden aylardır uzağım. İşten gelip yorgun argın kendimi kanepeye attığım evim artık işyerim oldu. Yepyeni bir dünya açıldı sanki önümde. Yüz yıl sonrası belki de daha erkene alındı diyorum bu salgın vesilesiyle. Ekranlardan, tuşlardan oluşan yepyeni bir çalışma disiplinine uyum sağlamaya çalışıyorum.

 

*Yıllarca yoğun bir çalışma hayatım oldu. Kendime ayırdığım vakitlerde de özellikle zihinsel yorgunluk; beni, dinlenebileceğim, kendimi ruhen doyurabileceğim etkinlikleri istediğim gibi yapmaktan alıkoydu. Salgın başlayınca fırsat bu fırsat deyip günümün tamamını aylarca geçireceğim evimde yıllardır ihmal ettiğim kendi benliğimi ertelediğim kitaplarla, filmlerle, dizilerle beslerim diye teselli etmeye başladım.

 

*Çok okudum evet. Çok izledim. Çok uyudum. Çok dinlendim. Hatta nihayet yeni kitabımın epey bir bölümünü yazdım. Kendimi zinde tutmak için her gün kulaklıkları takıp en sevdiğim şarkıları dinleyerek evimin çevresinde uzun yürüyüşler yapıp bir taraftan doğayı dinlerken bir taraftan da daha öncesinden kısmak zorunda kaldığım içimin sesini dinledim. Düşünmekten korkuyla kendimi alıkoyduğum meseleleri düşündüm. Memleketin halini, geçmişimi, geleceğimi, neleri kaybedip neleri kazandığımı bir bir düşündüm bu günler boyunca.

 

*Şiirden uzak durdum nedense. Bir zamanlar dilimin anahtarı olan o sihirli mısralara hiç mi hiç yaklaşmadım. Neden, diye soramıyorum kendime. Ama sanırım bu salgının herkesin ruhsal benliğinde açmış olduğu o yalnızlık gediğinin benim içimde de daha da büyümesinden korktum belki de. Şiir yalnızlık mıdır? Belki de. İnsana insan olduğunu hatırlatan en etkili araç değil midir şiir? Mısralar bizi tutup mahremimizin aynasının karşısına dikip bizi kendi kendimizden hesap sordurtmaz mı? İşte belki de ben de bu yüzden korkup şiirden uzak durdum bu süre zarfında. Hem belki şiirlerin mecazı, benim binbir güçlükle inşa ettiğim gerçeklik duvarını yerle bir edebilirdi. Sanırım bunu göze alamadım.

 

*Hem hazırlığını yaptığım kitap hem de çoktandır merak ettiğim soruların cevabını bulmak için bol bol tarih ve sosyoloji kitabı okudum. Özellikle ülkemizde yaşayan azınlıkların tarihi üzerine epey bilgi edinme fırsatım oldu. Tarih kitapları okurken hele de bu kördüğüm olmuş azınlık meseleri üzerine kafa yorarken şimdiki neslin insanları olarak nasıl bir gaflet uykusuna yatmış olduğumuzu gördüm. Televizyonu açıp karşımızda gördüğümüz her siyasi figürün iki dudağının arasından çıkan kelimelerle hayatımıza yön verdiğimizi kafam fena halde bulanarak fark ettim. Zannediyoruz ki geçmiş ve gelecek bugünden ibaret. Geçmişin tozu geleceğin üzerini örterken şimdinin bulanık denizinde çırpınıp durmaktayız.

 

*Güzel öyküler, romanlar da okudum. İçinde bulunduğum salgın atmosferinden kaçıp o eli öpülesi yazarların duygu ve düşünce evreninde tarifi imkansız güzel yolculuklara çıktım. Daha bir kendim oldum o vakitler. Gelecekten daha ümitli, geçmişle barışık... Ama hiç şimdide olmak istemedim, istemiyorum da. Ben bu çağı da, bu çağın insanlarını da sevmedim, sevemedim diyordu sanki biri, işte benimki de o hesap anlayacağınız.

 

*Yeni kitabımın önemli bir kısmını yazdım ama uzun bir süredir tek kelime eklemedim üzerine. Öylece duruyor bir kenarda. Kendimi durgun bir denizin üzerinde sırtüstü yatmış bir vaziyette hayatın akışına bıraktım. Üstümde köpük köpük bulutlar, arada bir yüzünü gösterip kaybolan parıl parıl bir güneş. Sanki hayat tıpkı üzerinde uzandığım deniz gibi kayıp gidiyor altımdan. Ve kayıp giderken beni de sürüklüyor. Aklımdan kara trenler, şimendiferler, salıncaklar geçiyor. Çocukluğum, gözümü diktiğim bir bulutun arkasından bana el sallayıp ‘sen buraya aitsin, burada olmalısın’ diyerek el sallıyor bana uzaktan. Geçmişle gelecek arasında gidip gelen bir sarkacım artık sanki.

 

*Bambaşka biri oluyorum. Dönüşüyorum.

 

*En iyisi lafı fazla uzatmadan, içinizi karartmadan bu dönemde karşılaştığım durumlardan yola çıkarak içinde bulunduğumuz salgın sürecinin kasvetli havasını dağıtmak adına bir çare olur diyerek heybemde taşıdıklarımı paylaşayım sizlerle.

 

 

Bir Örneği Daha Olmayan Örnek Bir Vatandaştan Tavsiyeler:

 

-Saçını kendi kendine kesmeye kalkma, sakal tıraşı kafi. Kadınlar saçlarını topuz yapıp o günkü ruh haline göre arkadan bağlayabilir ama evde boyamak asla!(Hele sarı renge!)

 

-Cep telefonundan uzak dur. Twitter, Watsapp, İnstagram, Facebook dörtgeninden kendini kurtar. (En azından bunlardan üçünü kapat, biriyle idare et.)

 

-Evde boy aynası varsa üzerini kapat ya da sakın dönüp kendine bakma. Evet göbeğin çıktı. Saç baş dağınık, artık bir ucubesin, tanıştırayım!

 

-Masraflar azaldı diye kendini kandırma, daha fazla harcıyorsun, kredi kartını kapat, alışveriş sitelerinden artık eskisi gibi dışarıda rahatça dolaşabileceğin kıyafetleri satın alıp durma. Bir eşofman altı, bir tişört yeter.

 

-Mutfak ihtiyaçların için ayda bir veya iki defa dışarı çıktığında eve alıp getirdiklerin arasında ne kadar abur cubur olduğunun farkına var ki aynada gördüğün ucube daha da korkunç bir hal almasın.

 

-Netflix’e üye olup ‘işte şimdi üstesinden gelebilirim çaresizliğin’ diyerek kendini kandırma. Çünkü birkaç film, birkaç dizi izledikten sonra bıkacaksın. (Özellikle erkeklerin de süper lig peketi yaptırıp evde maç izleme keyfinin uzun vadede kalıcı bir doyum getirmeyeceği aşikar.)

 

-Üç-beş kitap okuyup da kendini bir yazar bir filozof bir entelektüel olmuş sayma. Bu iş öyle basit değil.

 

-Herkese kulak asma. Salgınla ilgili olabildiğince az şey konuş, az şey dinle ve az şeye şahit ol. Ol ki hurafeler gelip asıl gerçeğin önünü kapatmasın.

 

-Çiçek al. Ama benim gibi sulamayı unutma. Unutma ki bir sabah uyandığında o çiçek, yarısı kurumuş yarısı hala yeşil dallarıyla sana öfkeyle bakıp durmasın. (İnsanın canı çok acıyor o an.)

 

-Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak cümlesine de takılma. Neleri unuttu insanlık bugüne kadar elbette bunu da unutacağız.

 

-Guns N' Roses’ın bütün şarkılarını dinle.

 

-Sen bana bakma. Turgut Uyar’ın dizeleri ol.

 

-Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Tarkovsky’nin bütün filmlerini izle.

 

-Bugs Bunny izlemek hala keyifli olabilir.

 

-Oktay Akbal’ı keşfet. Marquez’in, Borges’in, Yusuf Atılgan’ın, Tolstoy’un, Llosa’nın, Unamuno’nun, Carver’ın bütün kitaplarını oku. Kazancakis’in Zorba’sını ezberle. Gündüz Vassaf’ın her kitabını altını çize çize oku. Çehov’un bütün kitaplarını topla ve bir çırpıda oku. (Benim kitaplarım da dahil!)

 

-Telefonundan sahibinden uygulamasını sil.

 

-Fotoğraf galerinde büyük bir temizliğe giriş.

 

-Ne olacak bu memleketin hali? diyerek dövünüp durma. Kimin ne hali varsa görüyor zaten.

 

-D vitamini almayı unutma.

 

-Eve lahmacun söylemeyi bırak.

 

-Kırk yılın başında yaptığın makarnaya şaheser muamelisi yapmaktan vazgeç.

 

-Sallama çayın uzun vadede çay zevkini öldüreceğinin farkına var.

 

-Ütü yapmayı öğren.

 

-Kendimi koruyacağım derken temizlik hastası olma.

 

-Dezenfektan ve kolonyanın seni her türlü mikroptan koruyabileceği inancına o kadar güvenme.

 

-Maskenin artık mesken olduğu gerçeğiyle yüzleş.

 

-Aşıyı bekle.

 

-Sabret.

 

-Hayallerine eskisinden daha sıkı sarıl.

 

-Ölmekten kork.

 

-Kendini yaşatmaya çalış. (Ama var mısın yok musun diye arada kendini yoklamayı da unutma.)

 

-Yarını bekle, yarın gelecek!

 

Adnan Sayım

 

Paylaşınız:

Adnan Sayım

Adnan Sayım

Erzurum'da doğdu. Alnıma İnen Satırlar adlı bir şiir kitabı ve Geceleri Ölmek adlı bir hikaye kitabı var. Hala yaşıyor...

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN