İyiler ve Galipler

İyiler ve Galipler

                                                            İyiler ve Galipler

 

                                                                                                  Bünyamin TAN

 

Bir ışık dalgası gibidir yaşam. Sırlı bir dünyaya çarpıp gelen hayat örüntünüz, bir gün ihtiyar bir adamken evinizin balkonunda hayatınızın muhasebesini yaparken yakalayıverir sizi. Fakat her zaman olduğu gibi geri yansımaz. Bazen kırılmalar olur bazen de yön değiştirir yaşantınıza dair anılar. Bazen de bir ses dalgasıdır, ıssız bir vadide bağırdığınızda ilkin güçlü sonra yavaş yavaş gücünü yitiren bir yankıdır. Fakat tüm geçmişinizi ansızın kulaklarınızda patlatan bir çığlıktır. Hangi ışıklar ve sesler yoktur ki hayatınızda. Anneniz, belki yüzünü bile hatırlamadığınız babanız, çocukluk anılarınız, ilk öğretmeniniz, ilk aşkınız… Kim bilir belki de yaşadığınız hayat sizin hayatınız değildir. Hayatınızda büyük yer kaplayan insanlara duyduğunuz sevginin birer vefa borcudur yaşadıklarınız. Üstelik yaptıklarınızı düşününce belki de hiçbirini yapmayı istemediğinizi fark edersiniz. Dünyaya gelen, nefes alan, yiyip içen, yaşlanan bir yaşam belirtisi olursunuz ancak yaşadım diyebilir misiniz? Ömrüm dediğiniz içe içe geçmiş yaşam örüntüleri içinde kaybolup giden soluk bir karaktersinizdir hayat denen bu tiyatro oyununda. Yaşadığınız hayat öylesine size ait değildir ki her sabah uyanmasanız siz bile farkına varamazsınız var olduğunuzun. Varım diyebilmenin kendi varlığınızın farkındalığından geçtiği bu dünyada, farkındalıklarına çektikleri acılarla varan ve bunu hayatının son demlerini hastane koridorlarında geçirmekle ödeyen insanların ortasında buluverirsiniz kendinizi. Kâğıda dökülen her satırda, gıcırdayan bir kurşun kalemin sesi oluverirsiniz. Yakın geçmişin bulanık atmosferini bir bez gibi yırtıp daha dün yaşanmış gibi bulur anılarınız sizi. Keşkeleriniz böler uykunuzu, özlemleriniz boğazınızda bir yumru olur, sonra göğsünüze iner ve kanserli bir kitle gibi çöker oraya. Hiçbir morfinin dindiremediği bir acı seline boğar sizi. Yüreğinizdeki depremin tsunamileri dökülür yanaklarınıza. Çaresizce sizi esir alan bir selin önünde sürüklenirsiniz. Ve gözünüze takılınca yaşlı çehreniz, anılarınızın soluk “Yansıma”sını görürsünüz. O yansıma da hayatınız boyunca yaptığınız iyilikler ve kötülükler ile yaşadığınız galibiyetler ve mağlubiyetlerdir. Üstelik bu duyumsamalar gerçeklikle kopan bağlarınızı, neyin gerçek neyin zihninizin oyunları olduğunu bilmeden yaşanıyorsa…

Kimi zaman gördüğünüz yansıma, iyilik ile kötülük arasındaki ikilemin aynada iyilik ile galibiyet olmasıdır. İyilik gerçekte nedir? David Hume, “İyi biri olmak iyi şeyler hissetmeyi alışkanlık haline getirmektir,” der. Sabahattin Ali’ye göre iyi olmak “İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir” sözüyle özetlenir. Peki ya kötülük? İyiyi ve kötüyü nasıl ayırt ederiz? Peki, neyin iyi veya neyin kötü olduğuna nasıl karar veririz? Bizim için iyi olan şeyin başkası için kötü olmasını nasıl açıklarız? Yaşanılan çatışmaların temelinde yatan paradoks bu mudur? Peki, ya galipler? Onlar hayatın neresindedir? Hangi cephededirler? İyiler tarafında mı yoksa kötüler tarafında mıdır? Peki, galip olmak ne demektir? Kimin galip olduğuna kimin mağlup olduğuna kim karar verir? Neye ve kime göre galipsinizdir neye ve kime göre mağlup? İnsan hayatı işte bu ikilemler arasında sürüp gider. Duygularımız, bilgi birikimimiz, tecrübemiz seviyesince cevap veririz bu soruların her birine. Hatta kimi zaman iyi mi kötü mü, galip mi mağlup mu olduğumuzu belirleyenler de yine bu ölçütlerdir. Gerçekten öyle midir yoksa her biri birer kılıf mıdır? Peki, iyiliği-kötülüğü, galibiyeti-mağlubiyeti gerçek kılan şey nedir? Bunun cevabı çok ve nettir: samimiyet. Zira samimi olmayan iyilik kötülüğü getirir. Samimi olmayan kötülük ise felaketi… Galibiyetiniz çok isteyerek bir şeyi elde etmek için değilse boşa geçen zaman ve emektir, üstelik hiç istemediğiniz bir mücadelede mağlup olduysanız eksilen şey ruhunuzdandır. Harun Bora Tunç’un “İyiler ve Galipler” kitabındaki öykülerinde tasvir ettiği hayat da tam budur.

Çolpan Kitap’tan yayımlanan “İyiler ve Galipler” kitabı, insanın farkındalığı geçmiş yaşantısı, iyiliği, kötülüğü, galibiyeti ve mağlubiyeti üzerine yazılmış iki güzel uzun öyküden oluşmaktadır. Dili sağlam, betimlemeleri başarılı ve imge dünyası zengin bu iki öyküde Tunç, sizi hayat pencerenizi dışa doğru değil içe doğru açmaya davet ediyor. Akıcı üslubu ve sürükleyici anlatımında okuduğunuz her satır, sizi sayfalar arasında dolaşırken zaman zaman durup kendi yaşanmışlıklarınızı gözden geçirmeye zorluyor. Kimi zaman okuduğunuz satırlar, yazarın yarattığı karakterin değil de sanki sizin hayatınızın bir muhasebesi gibi geliyor.  Bunu sağlayan şey ise yazarın öykülerinde başarılı bir kurgu oluşturmasıdır. İyiler ve Galipler, son dönem öykü edebiyatımızın önemli ve başarılı bir yapıtı…

Diğer Yazıları

YORUM YAZIN